Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, Ahirzaman kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

Kendini Nimetten Sanan Zavallılar Okuyun

  • Tarih : 15 Haziran 2014
  • Kategori : Ahirzaman
  • 1 Yorum

Size Sesleniyorum Zavallı insanlar Kendinizi insan sıfatınamı sanıyorsunuz site site gezip insan lara küfür ler söyleyen sözde müslüman olarak geçinen acizler okuyun.Allah’ın (cc) ahlâkı ile ahlâklanmak Ahlâkın en güzeli Allah’ın (cc) yüce ahlâkıdır.” (Taberani)
Hadis-i şerifte geçen “Allah’ın (cc)ahlâkı”ndan maksat; esma-i hüsna, başka bir deyimle Allah’ın (cc)sıfatlarıdır.
Bir hadisinde Hz. Peygamber (asm):
“Allah’ın (cc)ahlâkı ile ahlâklanın.” buyurur.
Mesela Allah’ın (cc)sıfatlarından biri “Gafûr”dur.

« Devamını okuyun...

Rabbimizin İnsanlara Verdiği Değerler

  • Tarih : 25 Nisan 2014
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Rabbimizin İnsanlara Verdiği Değerler Yenilmesi asla mümkün olmayan Allah’a karşı savaş açanlar tarafından, Allah’ın dinini aşağılayıcı pek çok söz ve iftira sarf edilmekte.Bunlardan en yaygın olanı Allah’ın kadına değer vermediği,kadını erkeğin berisinden biri olarak gördüğü,kadını erkekten daha aşağı konumda tuttuğudur.
Bazı din düşmanlarının zanlarına,fitnelerine rağmen Kuran gerçekleri açık ve aşikardır.Allah,kadını Kuran’ın hiçbir yerinde ikinci sınıf şahıs,erkeğin hizmetçisi,erkeğin kölesi,erkeğin gerisinden biri ilan etmemiş; hiçbir ayetinde de kadını aşağılayıcı ya da incitici sözler bildirmemiştir.

« Devamını okuyun...

Allahü teâlâ seni her an görüyor Unutma

  • Tarih : 15 Nisan 2014
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Allahü teâlâ seni her an görüyor Unutma Bir gün askerler bir mahkumu meydana çıkarırlar. Suçu ağır olmalı ki çok kırbaç vururlar, derileri yarılır. Etlerinden kan sızmaya başlar. Lakin genç bir kere bile sesini çıkarmaz. Muhafızlar dinlenmek için bir kenara çekilirler. Bu arada kalabalığın arasında meydanda olan Bişr-i Hafi hazretleri gence yaklaşıp sorar:
– Tahammülüne hayran kaldım.
– Nasıl ağlayıp bağırabilirim ki, kalabalığın içinde sevdiğim kız var ve şu an beni görüyor.
– İyi ama Allahü teâlâ seni her an görüyor. Onun edebini gözetmeyi hiç düşünmedin mi? Allahü teâlâ yarın ahirette, (Fazlasını istemiyorum ey kulum, sadece o kız için gösterdiğin gayreti, sabrı, edebi, aşkı, benim dinim için, benim rızam için niye göstermedin?) dese ne cevap vereceksin?

« Devamını okuyun...

İSlamda Feyiz Ala Bilmek

  • Tarih : 25 Aralık 2013
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

İSlamda Feyiz Ala Bilmek Kardeşlerim Şu bir Gerçekdir Ki islam her açıdan bize yol gösteriyor Allah dostlarından feyiz alabilmek üç şeye bağlıdır.

Birincisi: İhlas

İkincisi: Edeptir.
Çünkü Allah dostlarından feyiz elde etmek ancak onların kalplerinden alınabilir.
Böyle olduğu halde bir mürid ki, onun kalbi ihlas elbisesinden soyulmuş, ya da Allah dostları hakkında edebe zıt hareketi varsa, bu durumda o müride, o zatların feyizle dolu iç alemleri meyletmez.

« Devamını okuyun...

Dedi Kodu Müslümanları

  • Tarih : 21 Aralık 2013
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Dedi Kodu Müslümanları Dedi Kodu Müslümanlıgı olmayalım kardeşlerim ne yazık ki her zaman din kardeşlerimizin arkasından konuşarak gıybed ediyoruz sizlere şunu soruyorum müsmanlıgın adı dedi kodu müslümanlar mı olsun kuran ne diyor ALLAH C C ne diyor bakalım inş

islam dininde dedikodu yapmak oldukca günahtir bir topluluk arasinda kas ve göz ile isaretlesmekte olmamasi gereken kurallardan biridir. Birkac ayetle bunu aydinlatmaya calisalim.

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline……… (Hümeze Suresi, 1)

Dedikodu insanin iyi niyetten uzak oldugunun bir kanitidir.

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir…………… (Hucurat Suresi, 12

« Devamını okuyun...

Amenu olanlar kimlerdir

  • Tarih : 15 Aralık 2013
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.(Hud 29)

« Devamını okuyun...

Dört mezhepte haram olanlar

  • Tarih : 28 Ağustos 2012
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Sual: S. Ebediyye’de, dört mezhepte de haram olan bir şeye helâl diyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Helâl veya farz olan şeye haram demek de aynı şekilde küfür müdür? Bunlara birkaç örnek verilebilir mi?

CEVAP: Evet, küfürdür.
Haram olanlara örnek:
1- Hayzlı ve nifaslı iken namaz kılmak, oruç tutmak, camiye girmek, dört mezhepte de haramdır. (S. Ebediyye)
2- Erkeklerin yabancı kadının yüzünden ve avuçlarının içinden ve dışından başka yerine bakmaları, dört mezhepte de haramdır. (Redd-ül-muhtar)

« Devamını okuyun...

Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın,Dini Sohbet,islami sohbet

  • Tarih : 4 Temmuz 2012
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

İnsan için birlikte vakit geçirdiği, yakın ilişki kurduğu kişilerin özellikleri çok önemlidir çünkü insan yanındakilerin huyundan, fikirlerinden, davranış biçimlerinden çok net bir şekilde etkilenir.
Modern hayat hepimizi farklı farklı ortamlara girmeye, kendimizden çok farklı kişiler ile iletişim içinde olmaya mecbur eder. Çoğumuz seçmediğimiz ve asla seçemeyeceğimiz iş ya da okul arkadaşları ile saatlerimizi geçiririz.
Bir süre sonra, birlikte geçirilen vaktin etkisi ile, bu kişiler bize gerçekten yakın olurlar. Zaman zaman eşlerimizden, kardeşlerimizden, o çok sevdiğimiz ama pek de görüşemediğimiz çocukluk arkadaşlarımızdan daha yakın. İşte okulda bizim gibi olmayan insanlar ile uzun vakitler geçirmek, yakınlıklar kurmak durumunda kalırız.
Tabii ki insanlar birbirinden farklı olacak ne var ki bunda demeyin. Bahsettiğim hobi, zevk farklılıkları değil. Bu kişiler bazen inanmayan, bazen inansa da bunu hayatına yansıtmayan, dini duygulardan çok dünyevi kaygılarla hareket eden kişiler olabilirler.
İşte o zaman çok dikkatli olmamız gerekir. Çünkü bu sıkça vakit geçirdiğimiz kişiler zamanla bizi de olumsuz etkilerler.
Mesela kendimizi, yaşantımızı onlarla karşılaştırıp “zaten çok iyi” olduğumuz kanaatine varırız da bu bizi tembelliğe, kendimizi Allah yolunda geliştirmemeye götürür. “Gün içinde 5 dakika işi bırakıp namaza gidiyorum ya canım başka yapan mı var” gibi düşünceler belirir aklımızda. Daha da kötüsü bazen biz de onlara uyarız da yapıyor olduklarımızı da yapamaz oluruz.
Günün heyecanına, işlerin yoğunluğuna, sohbetin güzelliğine kapılırız da sadece dünyayı isteyen insanlar olur çıkarız.

Öyleyse bir müminin kimlerle birlikte olduğu, kimlerle vakit geçirdiği çok önemlidir. Yukarıda da dediğim gibi işte ve okulda birlikte olduğumuz insanları belirleyemeyeceğimize göre (tabii işte ve okulda birlikte olduğumuz kişilerle kuracağımız ilişkinin yakınlığını pek ala belirleyebiliriz) bunun dışında kalan zamanlarda bizimle olan arkadaş ve dostlarımızı seçerken çok dikkatli olmalıyız. Müminlerin kendileri gibi kişilerle vakit geçirmeleri çok önemlidir. Çünkü müminler, müminler ile birlikteyken ruhlarını doyuran sohbetler eder, birbirlerini Allah yolunda motive eder, birbirlerini hayra ve güzel işlere yönlendirirler. Bu durumun önemi Kuran’da şu ayet ile ifade edilmektedir;

“Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.
(3 Ali İmran Suresi- 103)”

Ayette müminlerin bölünüp parçalanması, birbirlerinden uzaklaşması “ateşten bir çukurun kenarında” olmak ile betimleniyor. Daha sonra bu müminlerin birbirleri ile kaynaşıp kardeş olduklarında bu ateşten çukura düşmekten kurtuldukları anlatılıyor. Yani Allah müminleri birbirlerine yaklaştırarak onları koruyor ve kurtarıyor.
Ayet açıkça gösteriyor ki müminlerin birlik içinde olması, kardeş olduklarının bilincinde birbirlerine destek olmaları onlar için son derece önemlidir. Zaten bir mümin ancak gerçek müminler ile bir aradayken mutlu ve huzurlu olur.
Ancak o zaman içindekileri tüm samimiyetiyle yanındakilerle paylaşabilir. Yanındakilerden destek alır. Onlarlayken imanını tazeler, destekler. Bu tip ortamlara alışan bir mümin bunu zaten hep özleyecek ve diğer tanıdıklarının yanında asla o kadar mutlu olamayacaktır. Allah hepimize mümin dostlar nasip etsin; bu dostları arama bilincini versin inşallah

« Devamını okuyun...

Gıybet, Gıybet Etme, Gıybet Nedir

  • Tarih : 2 Temmuz 2012
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Gıybet, Gıybet Etme, Gıybet Nedir

muhsin iyi karedşimizin yazısı

Gıybet, Gıybet Etme, Gıybet Nedir?
Şeref, haysiyet ve namus gibi manevi kavramlar para ile satın alınamazlar. Bunlar Allah’ın (c.c.) Müslümanlara dünyada verdiği manevi armağanlardır. Bir Müslüman’ın manevi kişiliği bu kavramlardan oluştuğu için o muhteremdir. Her türlü saygıya değerdir. Hiçbir biçimde incitilmemelidir.

İnsanın şeref, haysiyet ve namusunun en büyük düşmanları iftira ve dedikodudur. Dinimiz bu ikisini büyük günahlardan saymıştır. Dedikoduya gıybet de denir.

Hiçbir Müslüman’ın diğer bir Müslüman’ın arkasından hoşlanmayacağı şeyleri konuşması doğru değildir. Bu gıybettir. Gıybet büyük günahlardandır.

Bazıları da gıybet ile iftirayı birbirine karıştırırlar. Ama derler, bu hoş olmayanlar şeyler o kişide var. Evet, var olduğu için gıybettir. Yok olsa idi, iftira olacaktı ki, bu daha büyük bir günahtır.

Gıybet günahını işleyen kişi, genellikle kendisini savunmak amacıyla, ben bunları onun yüzüne karşı da söylerim, diyerek kendisine bir haklı gerekçe bulmaya çalışır. Ama yine de yaptığı şey, bir gıybettir, Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle “Ölmüş kardeşinin cesedini dişlemek (Hucuret suresi, ayet 12)”ten ibarettir. Gıybetini yaptığı kişinin günahını yüklenmektedir. Kul hakkı olduğu için kişi tövbe etse de ahirette, oğlun babasından-annesinden kaçtığı, herkesin kendi derdine düştüğü, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği o sıkıntılı günde, gıybetini yaptığı kişiye sevaplarını verecek veya onun günahlarını üzerine alacaktır.

Dünyada hiçbir yasa ve ahlak kuralı böyle güçlü bir yaptırımla insan şeref, haysiyet ve namusunu koruma altına almamıştır. Buna güç de yetiremeyecektir. Çünkü insanların çenesini ancak din gibi güçlü bir kurum etki ve baskı altına alabilir. Belki de İslam’ın şeref, haysiyet ve namusa gösterdiği bu özen ve titizlik tüm insanların gelecekte bu dine girmeleri için bir vesile olacaktır. Çünkü insanlar, devrimleri ve toplumsal değişimleri hep insan hak ve özgürlükleri lehine yapmıştır. Dünya tarihine baktığımızda bugüne değin pek çok büyük inkılâbın ve toplumsal değişimin gerçekleştirildiğini görürüz. İnsanlık bu konuda hep ileriye doğru gitmiştir. Çünkü her geçen yıl insanların, toplumların eğitim seviyeleri ileri derecelere doğru gitmektedir. Eğitim seviyesindeki bu gelişme kişilerin ve toplumsal sınıfların temel hak ve özgürlükleri konusunda daha çok aydınlanmasına ve arayışlarına neden olmaktadır. Örneğin Fransız İhtilali sonucu ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi’nde insanlar yasalar önünde eşitlik gibi büyük bir hakka kavuşmuşlardır. Dünyada köleliğin kaldırılması da böyle büyük adımlardan birisidir.

Gıybet bu tür bir inkılâpla ve toplumsal değişimle ortadan kaldırılamayacak bir durumdadır. Çünkü insan doğasının (nefsinin) zafiyetinden kaynaklanmaktadır. Ceza yasalarının da bu konuyu çözemeyeceğini düşünüyorum. Tüm insanlar adeta İslam dininin gıybet hükmüne susamış gibidir.

Müslüman’a şeref, haysiyet ve namus güvencesini veren dinidir. İslam dini emir ve yasakları ile kişiyi hem bu dünyada hem de ahirette yüceltir.

Bir Müslüman şerefini, haysiyetini ve namusunu İslam’ın emir ve yasaklarından alır. Dinine sahip çıkan bu değerlere de kavuşur. Onun emir ve yasaklarını çiğneyen manevi kişiliğinde ilgili değerlere de zarar verir.

İnsanın fikir özgürlüğü şahsiyetleri isim vermeden ve ima etmeden vardır. Kuşkusuz bir insanın olumsuzlukları dile getirilecekse bu o kişinin uygun bir ortamda yüzüne karşı yapılmalıdır. Böylelikle o kişiye de savunma hakkı verilir.

Gıybetin artık meşru olduğu durumlar da vardır. Günahları açıkça işleyen kişilerin (fasıkların) gıybeti caizdir. Zira Müslümanların bu kişilere karşı önlem alması ve uyanık bulanması gerekir. Tabii bunun da bir ölçüsü bulunmaktadır. Müslüman diğer Müslümanlara karşı anlayışlı ve kusurlarını örtücü olmalıdır. Bu diğer Müslüman katagorisi içerisinde çeşitli günahların pençesinde bulunan ve ibadetlerini ihmal eden kardeşlerimiz de bulunabilir. Bunların çeşitli zaafları da olabilir. Bunlarla ilişkide zarar görebilecek kardeşlerimizi onlara karşı uyarmak, günahlarını ve zaaflarını söylemek gıybet değildir. Fakat durup dururken alay etmek ve küçük düşürmek için Müslüman kardeşlerin günahlarını ve zaaflarını dile getirmek büyük günahlardandır. Nasıl Allah bizlerin günahlarını El-Settâr güzel ismi ile örtüyorsa biz de aynı ahlak kuralı ile diğer Müslüman kardeşlerimize karşı böyle olmalıyız.

Peygamberimizin bir hadis-i şeriflerinde dile getirdiği üzere bir Müslüman kardeşimizle alay ettiğimizde alay ettiğimiz husus başımıza gelmedikçe bu dünyadan göçmeyeceğimizi unutmamalı, buna göre nefsimize hâkim olmalıyız.

Kalp kırmaya en büyük neden, insanları küçük görmektir. Gıybet de bu yüzden kaynaklanır. İnsan nefsi dışında kimseyi küçük görmemelidir.

Gıybetle ilgili şu soruya çok maruz kalıyorum: ‘Tamam, gıybet günahtır. Allah onu ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir. Ama gıybet edeceğim hususları o arkadaşın yüzüne söylersem ne olur?’ O zaman da kalp kırma riskine girersin. Niyetin o kişiyi incitmekse kalbini mutlaka kırarsın. Kaçışın yok. Merak etme. Şayet niyetin o kişiye samimi olarak Allah rızası için yardımsa yine kalp kırabilirsin. İhtimal var. Yani bu iş çok tehlikelidir. Doktorlar her hastayı ameliyata almıyorlar. Riskleri önce bir ölçüyorlar. Bu iş de böyle ihtimam ister. Kaş yapayım derken göz çıkarmak ağır bir mesuliyeti getirir. Kalp kırmadan yanlışı düzeltmek büyük bir ustalık ve beceri ister. Herkesin harcı değildir. En iyisi böyle durumlarda genel konuşmak daha doğrudur. Tabii imalı olmamak da gerekir. Yoksa yine kalp kırılabilir. Gıybette ölü kardeşin eti bir zehirdir. Maddi ve manevi dünyada neleri götürdüğünü Allah bilir. Kalp kırma ise zehri bizzat şırınga ile o kişiden vücudumuza zerk etme gibi daha tehlikelidir. Sakınmak gerekir. Bizlere büyük zararlar verir.

Gıybet yapanları uyarmak da gerekir. Yoksa böyle bir ortamda bulunmaktan dolayı zarar görülebilir. Yapılanın gıybet olduğunu uyarma, böyle ortamları hemen tek etme biçimindeki tepkiler, en azından dinleyici konumundaki kişileri günaha iştirak olmaktan korur. Yoksa gıybet konuşmalarına hiç bir tepki göstermeme dinleyici konumunda olan kişileri de yapılan günaha ortak kılar.

İslam’ın hedefi insanları Müslüman kimliği ile kardeş yapmaktır. Gıybet ise bu amacı baltalayan nefsanî bir zaaftır. Ayrıca şeytanların çok teşvik ettiği bir günahtır. Onun için yaptırımı ağırdır.

Allah bizleri gıybetten korusun. Âmin.

Muhsin İyi

« Devamını okuyun...

Yaratmak nedir,Dini Sohbet,islami sohbet

  • Tarih : 1 Temmuz 2012
  • Kategori : Ahirzaman
  • Yorum Yok

Sual: S. Ebediyye’de, (Yaratmak, hiç yoktan var etmek veya mevcut şeyleri, fizik, fizyolojik veya metafizik kanunlarla, bir şekilden başka hassalı şekillere çevirmek demektir) deniyor. Buna göre, bilim adamlarının, fizik, kimya kanunları ile meydana getirdikleri yeni bir işe, yaratmak denir mi?
CEVAP
Hayır, caiz olmaz. Burada, Allahü teâlânın iki türlü yaratması bildiriliyor:

Birincisi: Ol der, o şey var olur. Yani hiç yoktan yaratır. Kâinatın yoktan var edilmesi, hidrojen, oksijen gazlarının yaratılması, böyledir.

İkincisi: Sebepler vasıtası ile yaratmaktır. Allahü teâlâ sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları denir. Mesela, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan su meydana getirmiştir. İnsanları, hayvanları, bitkileri yaratması da böyledir. Bilim adamları, oksijen, hidrojen gibi gazları, cıva, bakır gibi maddeleri yoktan var edemezler. Fen ne kadar gelişse de, bir buğday tanesi yapmak mümkün değildir.

Yaratmak, Allahü teâlâya mahsustur. Bilim adamları, yoktan bir şey meydana getiremez, sadece Allahü teâlânın yarattığı mevcut şeyleri, yine Allah’ın koyduğu fizik, kimya ve biyoloji kanunları ile bir araya getirerek, yeni şeyler bulurlar. Buna da yaratmak denmez, keşfetmek, bulmak denir. İnsanların yapamadığı işlere birkaç örnek:

1- Asırlardır, enerjisiz veya yakıtsız çalışan makine yapmaya çalışılmışsa da, netice alınamadı. Bu da fizik ve kimya ilmine göre, imkânsızdır. Enerjinin korunumu prensibine göre, enerji şekil değiştirirse de, insanlar tarafından var ve yok edilemez.

2- Katı, sıvı, gaz haldeki bütün maddeler ısınınca hacimleri büyür, yoğunlukları azalır. Su, bu kurala uymaz. Su, buz haline gelince yoğunluğu azalır, su üstünde durur. Azalmayıp buzlar dibe çökseydi, denizlerdeki canlılar yaşayamaz ölürdü.

3- Güneş, dünyadan 149,5 milyon km uzaktadır. Bu mesafe, çok yakın olsa canlılar sıcaktan yanar, çok uzakta olsa, soğuktan donardı. İnsanlar Güneş’i istedikleri yere getiremezler.

4- Işık hızı, saniyede 300 bin km’dir. Bu hızı insanlar aşamaz. Bu hız aşılırsa, rölativite [izafiyet] teorisine göre, maddenin kütlesi sonsuza gider. [1/0 (Bir bölü sıfır) sonsuz olduğu için.]

« Devamını okuyun...

Sonraki Yazılar »