Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, Cami ve Mescid kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

Mescit anlamı nedir

Mescid sözcüğü ise yine Arapça’daki secd(e)’den türeyip secdeye varılan yer ibadet yeri demektir.secdeye varılan yer ibadet yeri demektir.
Zaman içinde bu dini mimarilerde küçüklere mescit büyüklere cami denilmiştir. Büyük camilere selatin camileri denir. Üstü açık yerlere namazgah denilmiştir. Cami Allah’ın 99 adından biridiri.

« Devamını okuyun...

Cami ve mescit nedir

Cami Nedir Cami ve mescit nedir
Dağınık şeyi toplamak, biriktirmek, birleştirmek, elbise giymek anlamındaki “c-m-`a” kökünden türeyen câmi’, toplayan, bir araya getiren, birleştiren, müellif, mürettip demektir.
Dinî terim olarak, toplu ibâdet edilen yerlere denir. Kur’ân ve sünnette câmi, mescid kavramı ile ifade edilmiştir. Mescid; secde edilen yer demektir.
Yeryüzünde ilk yapılan mescid, Mekke’deki Mescid-i Haram’dır (Müslim, Mesâcid, 1). Hz. Muhammed (a.s.)’in ilk yaptığı mescid ise Medine yakınındaki Kuba Mescidi, daha sonra da Mescid-i Nebevî’dir.
Mescidler; beldelerin Allah’a en sevimli mekânları (Müslim, Mesâcid, 288) ve Allah’ın evleridir (Münâvî, II,445).
Kur’ân ve sünnette camilerin yapımı, bakımı, temizliği ve cemaatine çok önem verilmiştir. Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe îman eden, namaz kılıp zekat veren ve sadece Allah’tan korkan kimselerin imar edeceği (Tevbe, 9/18), Allah için bir mescid bina edene Allah’ın da o kimse için cennette bir köşk bina edeceği (Münzirî, Terğîb, I/193), buna mukabil Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasına ve mescidlerin harap olmasına çalışanların en zalim kimseler olduğu (Bakara, 2/114) bildirilmiştir.
Camilerde sadece Allah’a ibadet edilmesi (Cin, 72/18), camilere güzel-temiz elbiselerle gidilmesi (A’râf, 7/31), camilerin temizlenmesi (Bakara, 2/125; Hac, 22/26) Allah’ın emridir. Namazlarını camide cemaatle kılan müslüman 27 kat daha fazla sevap kazanır (Müslim, Mesacîd, 249, I, 450).
Diyanet İşleri Başkanlığı, 1986 yılında Ekim ayının ilk haftasını camiler haftası ilan etmiştir. Camiler Haftasında, camilerin ve cemaatin önemi, yazı, va’z, konferans ve hutbelerde anlatılmakta, camiler ve çevresi gözden geçirilmekte, yıllık bakım, onarım ve temizliği yapılmaktadır.

« Devamını okuyun...

Mescid-i harama kimler giremez,Dini Sohbet

“Mescid-i harama kimler giremez? Ehl-i kitap da giremez mi? Mescid-i Haramın sınırı neresidir?”

Kur’ân-ı Kerim Mescid-i Haram’a kimlerin giremeyeceğini şu âyetle hükme bağlar: “Ey iman edenler! Müşrikler pislikten ibarettirler. Bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescid-i Harama yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Muhakkak Allah Alîm’dir (Bilendir), Hakîm’dir.”1

Bu âyet müşriklerin, yani putperestlerin, yâni puta tapanların, yani kâfirlerin Mescid-i Haram’a girmesini yasaklamıştır. Gerek ziyaret etmek, gerek teknik hizmet vermek, gerekse hangi nedenle olursa olsun, münkirlerin ve kâfirlerin Harem-i Şerif’e, yani Kâbe’ye sokulması ve girdirilmesi haram bulunmaktadır. Kâbe’nin emniyet ve güvenliğinin sağlanması Müslüman’ların en tabiî vazifeleridir.

Mescid-i Haram, Kâbe-i Muazzama’nın etrafıdır. Bu mübarek Mescid, Müslüman’ların kıblesi olduğuna hürmeten Harem-i Şerif diye de anılmaktadır.

Bu âyetin hükmü inkâr içinde olmayan ehl-i kitabı kapsamaz. Fakat emin olmadıklarından endişe edilirse, gerekli tedbirleri almak Müslüman’ların vazifesidir.

Dipnotlar:

1- Tevbe Sûresi, 9/28

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri

« Devamını okuyun...

Evlerimizi mescid kılalım,Dini Sohbet

İnsanın, eşi ve çocuklarına vakit namazı kıldırmasını değerlendirir misiniz? Ben eşime ve kızıma imamlık yaparak namaz kıldırabilir miyim? Bu durumda müezzin kim olacak?”

Yüce dinimizde fertlere farz olan her bir ibadet, aynı zamanda toplumsal birer değer de taşımaktadır. Nitekim oruç, zekât ve hac doğrudan sosyal muhtevalı birer ibadet oldukları gibi; namaz da evimizde olsun, camilerimizde olsun cemaatle kılınmaya teşvik edilmiştir. Böylece hemen her ibadette “insan” unsurunun mümkün olan en ileri düzeyde bir araya gelmesi ve kaynaşması hedeflenmiştir.

Her ne kadar namazı tek başına kılmakla zimmetten kurtulmuş oluyorsak da, mümkün olan her yerde cemaatle kılmak, tek başına kılmaktan daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz (asm) namaz hususunda ümmetini sürekli cemaate yönlendirmiştir.

*Ebû Zer (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “İki kişi bir kişiden, üç kişi iki kişiden, dört kişi de üç kişiden daha hayırlıdır. O halde cemaate sarılınız. Çünkü Allah ümmetimi ancak hidayet üzere bir araya toplar. (Ümmetimin bir araya toplanmasında ancak hayır ve hidayet vardır.)”1

*Ebû Hüreyre (ra) bildirmiştir: Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Cemaatle kılınan namaz, kişinin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş derece daha üstündür. Gecenin ve gündüzün melekleri sabah namazında bir araya gelirler.”2

*İbn-i Abbas (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurmuştur ki: “Allah’ın himayesi ve şefkati cemaatin üzerindedir.”3

Namaz için en kâmil olanı, mümkünse camiye, mescide veya ibadet mahalline gitmektir. Çünkü Müslüman’ları ibadet niyetiyle Allah için bir araya toplayan en geniş kapsamlı yerler mabedler veya mabed hükmündeki yerlerdir. Camiye veya ibadet mahalline gitmek mümkün olmadığında bulunduğumuz yerde (meselâ, evimizde veya iş yerimizde) namaz mükellefi olarak kimler varsa bir araya gelip cemaat teşkil edebilir ve vakit namazını birlikte cemaatle kılabiliriz. Bu durumda yine namazın yirmi beş derece üstün feyiz ve sevabından inşaallah hissedar oluruz.

Bir dinlenme ve sığınma yeri gördüğümüz evlerimizi, çoluk çocuğumuzla birlikte mescid kılmamız mümkün. Çünkü çoluk çocuğumuzun ibadet sevgisini zihnine yerleştireceği ve kulluğunun bilincine varacağı en etkin birimlerin başında, hiç şüphesiz, kendini içinde bulduğu ve içinde kimliğini kazandığı yuvası ve ana ocağı gelir. Bu ocakta yaptığı ve tattığı ibadetlerin zevkini ve lezzetini ömrü boyunca unutmaz, etkisi ileri yaşlarda da kendisini ibadete yönlendirecek derecede inşallah silinmez, ruhunda hep o mutlu namazdan etkin izler kalır. Bu izler, onu Cennete kadar götürebilecek bir istikametin ilk adımlarını da teşkil edebilir.

Evlerimizde cemaat teşkil ettiğimiz zamanlarda içimizden seçeceğimiz imamın erkek olması, okuyuşunun düzgün olması ve namaz bilgisine sahip olması yeterlidir. Bu, evin reisi olabilir, evin rüşt çağındaki oğlu olabilir, baba veya dede olabilir veya yakın ve mahrem bir akraba olabilir. Cemaat sünnet-i seniyye üzere saf düzeni alır. Yani imamın arkasında erkekler, sonraki safta ise hanımlar ibadet için el bağlarlar. Çocuklar diledikleri yerde durabilirler. Namazların cemaatle kılınması için imamdan sonra, erkek veya kadın, bir kişinin cemaat olması yeterlidir. Müezzinliği cemaatten birisi, erkek olsun, hanım olsun fark etmez, yapabilir. Eğer cemaat içinde müezzinlik yapacak birisi yoksa, imam kendisi de yapabilir.

Allah kabul etsin.

Dipnotlar:
1-Câmiü’s-Sağîr, 1/95
2-Buhârî, Ezan, 31; Salât, 87
3-Tirmizî, Fiten, 7; Nesâî, Tahrîm, 6

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri

« Devamını okuyun...

Dini Sohbet,Gayrimüslimlerin mabetlerinin camiye çevrilmesi

Gayrimüslimlerin mabetlerinin camiye çevrilmesiyle ilgili İslâm’ın hükmü nedir?”

Dinimize göre öncelikli olarak adalet esastır. Adalet, hukuk ve yürürlükteki yasalar ve teâmüller çerçevesinde hareket edilir, edilmelidir.

Eğer kendi yasaları veya teâmülleri izin vermiyor ve söz konusu mabette kendi usullerince ibadet yapan gayr-i Müslimler rıza göstermiyorlarsa, o mabedi camiye çevirmek dinen de caiz olmaz.

Esasen “Senin dinin sana; benim dinim bana”1 özgür yaklaşımını getiren Kur’ân’da, fitneye âlet olmadığı sürece, gayr-i müslimlerin inançlarına karışmamak esastır. Bir gayr-i müslim, mabedini kendi usulünce kullanmaktan alıkonulamaz.

İslâmiyet mabedleri değil, gönülleri fethetmeyi esas alır.
Â
Dipnotlar:

1- Kâfirun Sûresi

« Devamını okuyun...

Dini Sohbet-Dini Sohbet Odaları- Camide konuşulur mu?

Camide dünya kelâmı konuşulur mu, konuşulmaz mı? Bu konuda hadis var mı?”

Camilerimiz, mabetlerimiz, mescitlerimiz ve ibadet yerlerimiz içimizi sonsuzluk diyarına özgü saadet ve heyecanla dolduran birer Allah evidirler. Gerçek şu ki, bizim kalbimiz de Allah evidir; içinde Allah sevilir, Allah’tan korkulur, Allah zikredilir, tefekkür edilir. Kalbimiz Allah’a dönüktür, Allah’ın nazarı her an kalbimizdedir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, kalbimiz âyine-i Samed’dir ve Allah’a mahsustur.1 O halde biz boş konuşmaktan cami dışında da hayâ etmeliyiz. Camilerin toplumun ibadet hukuku cihetini düşündüğümüzde, oraya giren herkesin kulluk duygularına saygı duymalı ve başkalarını rahatsız etmeme nezaketini de gösterebilmeliyiz.

Camilerde lüzumsuz olmamak kaydıyla gerektiği zaman konuşulabilir. Toplum için ve din için önemli görülen her mesele her yerde olduğu gibi, eğer lüzum hissedilmişse camilerde de görüşülebilir. Ashab-ı Kirâm (ra) döneminde devlet işlerinin, ordu ve savaş yönetiminin, fakir ve yoksullara yardım meselelerinin, zekâtın ihtiyaç sahiplerine dağıtımı ve Müslüman’ların sair önemli işlerinin konuşulduğu, görüşüldüğü ve insanların problemlerine çözüm bulunduğu yerlerin başında camiler gelirdi. Devlet başkanı halkına camide hitap eder, halkının istek ve ihtiyaçlarını camide dinlerdi. Halk günü camide yapılırdı.

Fakat sonraları nüfusun artması, camilerin ve sâir binaların çoğalması, güçler ayırımı prensibiyle binaların da belirli iş alanlarına tahsis edilmesi neticesini doğurdu ve camiler yalnız ibadet ihtiyacına tahsis edildi; sair toplum işleri için örfen başka yerler seçildi.

Camilerde işin gereği olmak ve boş lâkırdı olmamak kaydıyla konuşulur; fakat boş lâkırdı yapılmaz, faydasız kelâm edilmez, ibadet edenleri rahatsız edecek ölçüde yüksek sesle konuşulmaz, kahkaha ile gülünmez.

Peygamber Efendimiz (asm) camilerimizi içinde ruhen huzur bulacağımız “evlerimiz” olarak algılamamızı tavsiye buyurur. Hakem bin Umeyr (ra) bildirmiştir: Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Dünyada misafir gibi olun. Camileri ev edinin. Kalplerinizi inceliğe ve yumuşaklığa alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ağlayın. Nefsin kötü arzuları sizi ayrılığa düşürmesin. İçinde oturmayacağınız binalar yapıyorsunuz. Yiyemeyeceğiniz şeyler topluyorsunuz. Ulaşamayacağınız emeller besliyorsunuz.” 2

Hz. Enes (ra) bildirir: Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Camide boş lâkırdı ile gülmek kabirde karanlığa sebeptir.”3

Peygamber Efendimiz (asm) gülmeyi de nezih ve edepli olanı ve kaba ve saygısız olanı şeklinde ikiye ayırır. Hasan-ı Basrî (ra) bildirmiştir: Allah Resulü (asm) buyurdu ki: “İki çeşit gülme vardır: Bir gülme vardır ki, Allah onu sever. Bir gülme vardır ki, Allah ona gazap eder. Allah’ın razı olduğu gülme şudur: Kişi, görmeyi arzuladığı din kardeşiyle birden karşılaşır, sevinir, güler; gülüşünden sevgi akar. Allah’ın gazap ettiği gülme ise, kişi başkasını inciten, cefa veren, sıkıntı doğuran, kaba ve batıl bir sözü sırf gülmek ve güldürmek için ortaya atar; alaycı biçimde güler ve güldürür. Böyle alaycılar Cehennem uçurumundan yetmiş sene aşağı yuvarlanırlar.” 4

Bu ölümsüz ve ezelî ölçüler cami içinde de, cami dışında da bizi bir mü’min olarak süsleyen, güzelleştiren, nezaket veren, saygınlık kazandıran ve Allah’ın râzı olduğu ölçülerdir. Hiç şüphesiz, halkın ibadet için yoğunlaştığı camiler içinde daha öncelikli olarak yaşanması gerekir. Camilerde boş lâkırdı yapmamak mü’minin güzelliğindendir.

Dipnotlar:

1- Sözler: 584.
2- Câmiü’s-Sağîr, 3/3056.
3- Câmiü’s-Sağîr, 2/2555.
4- Câmiü’s-Sağîr, 2/2556.

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri

« Devamını okuyun...

Dini Sohbet-Mescide gidip gelmekte kebâire mâruz kalırsak

Kastamonu Lâhikasının 192. sayfasında Bediüzzaman Hazretleri; ‘Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de, iştirak edenleri tenkit etmeyiniz’ dedikten sonra, ‘Gerçi İmam-ı Rabbânî demiş ki: ‘Bid’a olan yerlere girmeyiniz.’ Maksadı sevabı olmaz demektir, yoksa namaz battal olur değil’ diyor. Bu durumda câmîlerde cemaatle kılınan namazlarda 27 derece sevap olmuyor mu? Eğer olmuyorsa evlerimizde veya benzeri yerlerde cemaatle kılsak daha isabetli olmaz mı?”

Geçmişte ezanın Türkçe okunması gibi câmîlere dehşetli bid’alar girmişse de, günümüzde aynı ölçüde ağır vebal getiren bid’aların camilerimizde bulunduğunu söylemek doğru olmaz. Zaman zaman kimi camilere, yazısından yapısına, namazından hutbesine kadar bazı bid’alar yer yer girmişse veya giriyorsa da, bunu şimdilik bütün camilere teşmil etmek abartılı bir hüküm olabilir.

Esas olan; Müslümanın mabetten, camiden, mescitten, ibâdet yapılan yerden mümkünse uzak durması değil; buralarla alâkasını sürdürerek, buralara sıkça girip çıkarak, elinden geliyorsa buraların temiz ve safi kalması için ve bid’alardan temizlenmesi için katkı sağlamasıdır. Katkı sağlamak cami cemaatini terk etmeyi değil, bilâkis cemaate teşrif etmeyi gerektirir. Eğer elinden bir şey gelmiyorsa, bid’alara taraftar olmaması yeterlidir. Buralara sahip çıkma niyetini sürdürür ve bid’alara taraftar olmazsa, buralardaki bid’alardan mes’ul olmaz, buralarda kıldığı namaz da battal olmaz. İki imamın söylemek istediği husus–Allahü a’lem—budur. Nitekim yine Bedîüzzaman haber veriyor ki: “Selef-i sâlihînden bir kısmı Yezid ve Velid gibi şahısların arkasında namaz kılmışlar.”

Bedîüzzaman’ın asıl dikkat çekmek istediği husus, yolda büyük günahlara maruz kalma tehlikesidir. Bedîüzzaman’a göre, böyle bir tehlike varsa namazı evinde veya ibadethanesinde kılması daha isabetli olur. Nitekim diyor ki: “Eğer mescide gidip gelmekte kebâire mâruz kalırsa, halvethanesinde bulunması lâzımdır.”1

Bu hükmü ve önceki hükmü birleştirerek açacak olursak; eğer bazı bid’alar zorla buralara sokulmuşsa, Müslümanın elinden buraları bid’alardan arındırmak gelmiyorsa, yolda da sıkça büyük günahlarla yüz yüze geliyorsa; bu durumda Müslümanın cemaati kendi evinde veya bid’alardan arınmış ibâdet yerlerinde yapması daha isâbetli olur. Aksi takdirde camileri ve mescitleri terk etmesi isâbetli olmaz.

Dipnotlar:
1- Kastamonu Lahikası, s. 192

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat.

« Devamını okuyun...

Engellilerimiz camilerimizden yararlanmak istiyor,Dini Sohbet

Engellilerimiz camilerimizden yararlanmak istiyor

Camilerimizde engelliler için tedbirler yok. Bu yüzden engelliler camilere giremiyorlar. Oysa camilerimizde engelli rampası ve sair tedbirler alınarak engellilerin de cemaatle namaz kılmaları sağlanamaz mı? Bunu sağlamak için ne yapılabilir? Ben Avrupa’da bulundum. Engelli aracımla, bir program vesilesiyle, kilisenin ön kısmına kadar rahatlıkla girebildim. Bu tedbiri almışlar onlar. Camilerimizde bu tedbirleri almaya mani bir şer’î hüküm mü var?”

Günümüzde hemen her hizmet sektöründe, değerinin geç de olsa anlaşıldığını sevinçle gördüğümüz bir alan, engelli vatandaşlarımıza hizmet alanıdır. Ve medeniyetin engellilere hizmetle ölçülüyor oluşu sevindirici bir gelişmedir. Bakıyorsunuz kaldırımlar, otobüsler, metrolar, okullar, iş kurumları engellilerin rahatça hizmet almaları için türlü türlü tedbirler alıyorlar. Güzel bir gelişme! Açıkça ifade edeyim ki, engellilerle düzgün ve saygın biçimde iletişim kurmak, onlara sosyal bünye içerisinde yer vermek ve ihtiyaç duydukları hizmeti onlara götürmek doğrudan Allah’ın emridir. Günümüzde çoğu hizmet sektörü, bir kalite anlayışıyla hizmetlerinden engelli vatandaşların da yararlanabileceği şekilde tedbirler alıyor. Bu tedbirleri camilerimizin de almasına elbette şer’î bir mani yoktur. Bilâkis bu, Allah’ın rızasını celp edecek makbul bir davranış olur.

Kur’ân’ı açtığımızda görüyoruz ki, Allah (cc) bir görme engelli kulu için, kendi resûlünü—tâbir caizse—azarlamıştır. Abese Sûresi böyle bir olay üzerine nâzil oldu. Abese, yüzünü ekşitmek, buruşturmak, surat asmak, bir şeyden hoşlanmadığını yüz ifadesiyle belirtmek demektir. Ve Kur’ân’ın sekseninci sûresinin adıdır. Sûreye adını veren yüz ekşitme olayı, Peygamber Efendimiz (asm) tarafından, kendisine gelen ve Allah’ın dinini öğrenmek istediğini bildiren bir görme engelli olan Abdullah ibn-i Ümmi Mektum’a (ra) gösterilmiştir.

Olay şöyle gelişmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) Mekke’nin itibarlı kimselerinin imana gelmelerini ve İslâmiyet’e rağbet göstermelerini çok arzu ediyordu. Bir gün Mekke’nin ileri gelen, zengin ve itibarlı kişilerinden olan Ümeyye bin Halef, Ebu Cehil ibn-i Hişam, Utbe ibn-i Rabia gibi azılı müşrikleri karşısına almış, onlara İslâm’ı anlatmaktaydı. Onlar ise İslâmiyet’e kulaklarını tıkamışlar, Peygamber Efendimiz’i (asm) dinlemiyorlardı. Bu sırada oraya, Mekke’nin asillerinden olmadığı anlaşılan Abdullah ibni Ümmü Mektum adında bir görme engelli geldi. Abdullah İbn Ümmü Mektum (ra):

“Ya Resulallah! Beni irşad buyur!” dedi.

Oysa o esnada Peygamber Efendimiz (asm) Ümeyye ibn-i Halef’in imana gelmesini çok arzu ediyor, yoğun bir biçimde onunla meşgul oluyor, onunla konuşuyor, onu ikna etmeye çalışıyordu. Abdullah İbn-i Mektum (ra) ısrarla ve Peygamber Efendimiz’in (asm) sözlerinin arasına ikide bir girerek:

“Ya Resulallah! Allah’ın sana talim buyurduğundan bana öğret!” demeyi sürdürdü.
Peygamber Efendimiz (asm) ise, muhatabından bir sonuç almayı çok istediğinden olacak, Abdullah ibn-i Ümmü Mektum’un (ra) bu davranışından hoşlanmadı, yüzünü ekşitti ve biraz sabırlı olmasını isteyerek cevap vermedi.
İşte Abese Sûresi bu olay üzerine indi. İlk âyetlerinde azarlama üslûbu vardır. Meali aynen şöyledir: “(Peygamber), görme engellinin kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin? Belki de o temizlenecek yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince: Sen, ona yöneliyorsun. (Oysa istemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde sana koşup geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’ân) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.” 1

Camilerimiz cemaatle ve huşû ile Allah’a secde ettiğimiz mabetlerimizdir. Yaşlıya, gence, kadına, erkeğe, engelliye, engelsize olmak üzere herkese açık ve herkesin ibadet yapabilmesine imkân tanıyan kudsî mekânlarımızdır. Yetkililer dilerlerse camilerimizde bazı tedbirler alınabilir. Sözgelişi abdest alma yerine ve namaz kılma yerine giden birer engelli rampası, arabalarıyla birlikte cemaate katılabilecekleri bir engelli cemaat yeri tahsis etmek zor olmasa gerek. Bunlar bir küçük projeyle atılabilecek adımlardır. Yeter ki, istensin.

Buradan, bu engelli kardeşimizin güzel çağrısını memleketimizin diyanet teşkilâtına, müftülüklerimize ve konu ile ilgili cami dernekleri yetililerine duyuruyorum. Teşvik edilirse ve dikkate alınırsa güzel tedbirler alınabilir. Bir kulun daha Allah’a secdesine ve yönelişine hizmet etmenin, Allah’ın hoşnutluğuna giden mükemmel bir yol olduğunu izah etmeye gerek var mı?

DUÂ

Ey Ehad-i Samed! Bize nefsimizin kusurlarını göster! Bizi güç yetiremediklerimizden muâheze etme! Güç yetirebildiklerimiz için ihmalkâr olursak bize gazap etme! Hatalarımızı ve unuttuklarımızı bağışla! Ayıplarımızı setreyle! Mağfiretini üstümüzden eksik etme! Âmin!

Dipnot:

1- Abese Sûresi: 1-12.

islami sohbet, islam sohbet, dini sohbet, din chat, islami chat, dinsohbet, sohbet islam, islami site, dini sohbetler, chat islam

« Devamını okuyun...