Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, Genel kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

  • Tarih : 1 Şubat 2018
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok
  • Mobil sohbet
    Mobil Sohbet İçin Tıklayın

« Devamını okuyun...

Orucu bozmayan şeyler.

  • Tarih : 29 Haziran 2016
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

Orucu bozmayan şeyler nelerdir?

Bazıları şunlardır:
1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek,

2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi,

3- Oksijen tüpüyle ilaçsız suni hava vermek,

4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak,

5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak,

« Devamını okuyun...

Orucun farzları

  • Tarih : 15 Haziran 2016
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

 Orucun farzları nelerdir?

Orucun farzı üçtür: 1- Niyet etmek, 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak, 3- İmsak vaktinden Güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak.

 Oruca niyetin vakti ne zaman başlar?

Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, Güneş battıktan sonra başlar. Son vakti ise, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır.Dahve-i kübra vakti, şer’î gündüzün yani imsak vaktiyle akşam vakti arasındaki zamanın yarısıdır. Bu vakit, Türkiye’de öğleye 60-70 dakika kadar kalan zamandır.

« Devamını okuyun...

Mümin Kendinden Sorumludur

  • Tarih : 30 Eylül 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

imagesMümin Kendinden Sorumludur Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavmini-toplumunu helâka sürükleyenleri görmedin mi? Onlar cehenneme girecekler..”

(İbrahim-28, 29)

“Biz bir ülkeyi-medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz-onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozgunculuk yaparlar. Böylece o ülke-medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de orasını yerle bir ederiz..”

(İsra-16)

İbrahim 28, 29 ve İsra suresi 16. ayetlerinde: Yüce Allah helak etmek-yok etmek istediği medeniyetlerin, toplumların başına öncelikle Kur’an’a nankörlük eden-Kur’an hükümlerine uygun hükmetmeyen servet ve nimetle şımarmış, doğru yoldan, adaletten ayrılmış, zulmeden yöneticilerin geldiğini, getirildiğini bildirmektedir. Yöneticileri ‘‘bozuk gidişler sergileyen ülkeler aleyhine hüküm hak olur’’ buyurulmuştur.

« Devamını okuyun...

Kan Döken Zalimler

  • Tarih : 11 Ağustos 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok



eeeDeğerli Tevhid Kardeşlerim Kan Döken Zalimler kendilerini dine hizmet olarak nitelendiren ve müslüman diye geçinen bu çapulcular benim polisime benim askerime canıma kurşun sıkan canımı yakan bu zalimler için eykide cehennem var olmuş müslüman diye kendilerine caseret veriyorlar nerde yazıyor müslüman din kardeşini öldürsün diye müslüman müslümanı incitmez.Şunu ifade Etmek İstiyorum Bu gün saltanatı için, oluk oluk kan akıtanlar, bu iki büyük zattan ders almadırlar!

Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman
Yarın Allâhü Teâlâ hazretlerinin huzurunda miskâl-i zerre kadar olan bir zulmün bile hesabını verceklerini asla unutmamalıdırlar.

Ey zalimler, iyi bilin ki, sizin memleketinizde sizin yerinizde ülkenizi sizden daha iyi yönetebilecek binlerce insan var!

 

« Devamını okuyun...

MÜMİNLERİN ANNESİ HZ. FATIMANIN HAYATI

  • Tarih : 6 Temmuz 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

Adı: Fatıma

Lakapları: Zehra, Sıddika, Kubra, Tahire, Raziye, Merziyye, Havra’un-İnsiyye, Betul, Muhaddese, Zühre…

Künyesi: çmmü’l-Hasaneyn, çmmü Ebiha, çmmü’l-Eimme.

Baba-Annesi: Hz. Muhammed (s.a.a), Hatice (s.a).

Doğumu: Bisetin 5. yılı, Cemadiy’ul- Ahir ayının 20′sinde Cuma günü Mekke’de dünyaya geldi.

Hicreti ve Evliliği: Sekiz yaşlarında Hz. Ali’yle birlikte Medine’ye hicret etti ve hicretin 2. yılı Zihicce ayının evvellerinde İmam Ali ile (a.s) evlendi.

şahadeti: Hicretin 11. yılı Cemadiy’el-Ula’nın 13′ünde veya 15′inde veya Cemadiy’us-Sani’nin 3′ünde, 18 yaşında iken Medine’de beka alemine göç etmiştir.

Mezarı: Medine’de üç mekandan birindedir: Peygamber (s.a.a)’in kabrinin yanında, Baki mezarlığında, Mescid’un-Nebi ile Hz. Peygamber’in kabri arasında.

« Devamını okuyun...

Yûsuf Kıssası

  • Tarih : 3 Temmuz 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

Yûsuf -aleyhisselâm-‘ın kıssası, Kur’ân-ı Kerîm’de “ahsenü’l-kasas” (kıssaların en güzeli) 1 diye ifâdelendirilmiş ve müstakil bir sûre ile anlatılmıştır.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Yûsuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için âyetler (ibretler) vardır.” (Yûsuf, 7)

Yûsuf kıssası, bu beyân-ı ilâhîden de anlaşılacağı üzere, ibret ve hikmet dolu bir kıssadır. Yûsuf kıssası hiçbir kitapta ve eserde Kur’ân-ı Kerîm’deki kadar güzel ve beliğ bir üslûb ile nakledilmemiştir.

Yûsuf Sûresi’nin nihâyetinde de açıkça ifâde edildiği üzere, bu sûrenin gayb haberlerinden olduğu 2 ve uydurulmuş herhangi bir söz olmadığı3 aklen ve naklen iyice açıklık kazanır.

Hakîkaten Yûsuf -aleyhisselâm-‘ın kıssası, ihtivâ ettiği hikmet ve ibretler cihetiyle Kur’an-ı Kerîm’deki en dikkat çekici kıssalardan biridir. Müfessirlerin, bu kıssadaki ibret dolu safhaları hulâsa sadedindeki bazı görüşleri söyledir:

1. Yûsuf -aleyhisselâm- küçük yaşta başlayan çeşit çeşit belâ ve musîbetlere karşı büyük bir sabır göstermiştir.

2. Kardeşlerinin yaptığı onca eziyet ve kötülüğe, hattâ kendisini öldürmeye kasdetmelerine rağmen Yûsuf -aleyhisselâm- onlarla karşılaştığında dâsitânî bir af ve müsâmaha örneği sergilemiştir.

3. Bu kıssada peygamberlerden, sâlihlerden, meleklerden, şeytanlardan, insanlardan, cinlerden, hayvanlardan, hükümdarlardan, memleketlerden, tâcirlerden, âlimlerden, câhillerden, erkeklerden, kadınlardan, kadınların çeşitli hîle ve tuzaklarından bahsedilmektedir.

4. Bu kıssada tevhîdden, fıkıhtan, siyerden, rüyâ tâbirinden, siyâsetten, muâşeretten, din ve dünyânın salâhı için gerekli olan pek çok hususlardan bahsedilmektedir.

5. Çile, belâ, musîbet ve imtihanlarla dolu bir hayat mâcerâsının sonunda kavuşulan sonsuz saâdet anlatılmaktadır.

Nitekim Yûsuf -aleyhisselâm- otuz yaşında Mısır’a melik oldu.

Yûsuf -aleyhisselâm-‘ın duâsı hürmetine Züleyhâ yeniden gençlik ve güzelliğine kavuştu ve onunla evlendi.

Ya’kûb -aleyhisselâm-‘ın, Yûsuf’un hasretiyle ağlamaktan kör olan gözleri yeniden kendisine verildi.

Ya’kûb -aleyhisselâm- en çok sevdiği evlâdına, Bünyamin de ana-baba bir kardeşi Yûsuf’a kavuştu.

Yûsuf -aleyhisselâm- kendisini öldürmek isteyen kardeşlerini affetti, onlar da tevbe ederek sâlihlerden oldular.

Ya’kûb -aleyhisselâm- ve âilesi Kenan diyârından Mısır’a hicret etti.

Yûsuf -aleyhisselâm-‘ın küçükken gördüğü rüyâ tahakkuk etti.

Mısır Meliki Reyyân bin Velid bütün devlet işlerini Yûsuf -aleyhisselâm-‘a bıraktı ve ona îmân ederek Müslüman oldu.

7. Yûsuf -aleyhisselâm- o zamana kadar hiç kimsenin yapmadığı en güzel duâyı yaptı. (Yûsuf, 101) 4

***

Şüphe yok ki en güzel kıssalar, hayâtın içinden, yaşanmış hâdiselerdir. Yâni bir kıssa, gerçek bir hâdisenin, ebedî güzelliklere delâlet eden bediî nüktelerle tasvîr edilmesi ve belîğ bir şekilde anlatılması nisbetinde güzelleşir. Zîrâ gerçek güzellik, dâimâ hayallerin ötesindedir ve ancak mutlak güzellikten bir misâl aksettirdiği nisbette ehemmiyet taşır.

Yûsuf kıssası, Muhammedî güzelliğe kâmil mânâda bir başlangıç remzi olarak nâzil olmuş, gaybî bir hakîkattir. Bilhassa bu husûsiyetinden dolayı “ahsenü’l-kasas”, yâni kıssaların en güzelidir.

Übeyy bin Ka’b -radıyallâhu anh-‘ın rivâyetine göre Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:

“Kölelerinize Yûsuf Sûresi’ni öğretiniz! Zîrâ herhangi bir müslüman, onu yazıp ehline ve kendi kölesine öğretirse, Allâh Teâlâ onun sekerât-ı mevtini (ölüm ânındaki sarhoşluk hâlini ve sıkıntılarını) kolaylaştırır. Hiçbir müslümana hased etmeye de mecâl bulamaz!” (Zemahşerî, Keşşâf , III, 98)

Yûsuf -aleyhisselâm-, kardeşlerinin hasedine mâruz kalmış, kuyuya atılmış ve zindana düşmek gibi musîbetlere uğramıştı. Takvâsı neticesinde Cenâb-ı Hak, Yûsuf -aleyhisselâm-‘a Cebrâîl -aleyhisselâm-‘ı gönderdi. Birçok lutuflarda bulunarak O’nu tesellî etti. Belâlara karşı tahammül gücü verdi. Sonra da kuvvet, izzet ve saltanat bahşetti. Böylece Yûsuf -aleyhisselâm-, birçok ezâ ve cefâya mâruz kalması sebebiyle, saltanat yıllarında, yardıma muhtaç zayıf, fakir ve gariplere daha fazla merhametli davrandı.

Bilinmelidir ki, kim Yûsuf Sûresi’ni okumaya, ondaki derûnî mânâları düşünmeye devam ederse, Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm-‘ın nâil olduğu sürûrdan nasibdâr olur. Sûre-i Yûsuf, sayıya gelmeyecek kadar hikmet ve ibretlerle doludur. Bu sûrede; nübüvvet, rüyâ tâbiri, dünyâ riyâseti, belâ ânında metânetle davranıp muvâzeneyi bozmama, düşmanın ezâsına sabır, firkat, aşk, âşık, mâşûk, kadınların hîle ve desîseleri, imtihan, kölelik, hapis, halâs, azîzlik, ikbâl, kötülüğe aynıyla mukâbele etmeye gücü yeterken affetmek, nîmet, cezbe, işâret, beşâret, tâbir ve tefsîr gibi nice hikmet ve ibret dolu sırlar vardır.

Yine bu sûrede; enbiyâ vârisliği, Allâh’a halîfe olmanın sırları, rûh ve kalb gibi cismânî ve rûhânî kuvvetlerden bahsedilmektedir. Yûsuf karşısında Züleyhâ, nefs-i emmâreyi temsîl eder. Züleyhâ müslüman olur, rûhu terbiye görerek rızâ makâmına erişir. Sonra rûhu Yûsuf ile kardeş gibi cem’ olur. Allâh’a vâsıl oluncaya kadar sıkıntı, ibtilâ ve belâlar, kendisini pişirip olgunlaştırır.

Bu sûrenin nüzûl sebebi şöyledir:

Yahûdî âlimleri, müşriklerin reislerine gelerek dediler ki:

“–Muhammed’e sorun bakalım; Ya’kûb ve âilesi, Şam’dan Mısır’a niçin göç ettiler ve Yûsuf kıssası nedir?”

Müşriklerin reisleri de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘e gelip bunları sordular. Bunun üzerine Yûsuf Sûresi nâzil oldu. (Âlûsî, Tefsîr, XII, 170)

Ayrıca bu sûre indiği dönemde Rasûlullâh’ın ve mü’minlerin üzerine sıkıntı ve belâlar üstüste gelmiş, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Hatîce vâlidemizi ve amcası Ebû Tâlib’i kaybetmişti. Mü’minler üzerindeki baskı da iyice artmıştı. İşte “Hüzün Yılı” diye adlandırılan böyle bir zamanda bu sûrenin nâzil olmasıyla, hem Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hem de ashâb-ı güzîn ilâhî bir tesellîye nâil olmuşlardı. Zîrâ bu sûrede Allâh’ın yolunda yürüyen ve sabredenler için zaferin yakın olduğu müjdelenmektedir.

***

Yûsuf Sûresi’nin ilk âyetlerinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:

“Elif. Lâm. Râ. Bunlar hem açık, hem de her şeyi açıklayıcı olan Kitâb’ın âyetleridir. Düşünüp mânâsını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.” (Yûsuf, 1-2)

Âyet-i celîlede “Arapça bir Kur’ân” diye buyrulması, Arapça’nın lisanların en mükemmeli olduğuna delâlet etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm, mânâ, lafız ve kelime seçimi (diksiyon) itibâriyle de Allâh Teâlâ’ya âit olduğu için ilâhî bir sanat hârikasıdır. Kıyâmete kadar devâm edecek, benzeri, mahlûkat tarafından aslâ yapılamayacak ilâhî bir mûcizedir.

Allâh Teâlâ, Kur ‘ ân-ı Kerîm’i Arapça inzâl buyurarak bu lisâna ayrı bir şeref bahşetmiştir. Kur ‘ ân-ı Kerîm’in Arapça olarak indirilmesinin bir hikmeti de, nâzil olduğu çevrenin bahânelerini ortadan kaldırmaktı. Elbette ki ilâhî vahiy insanların konuştukları dillerden biri ile gelmeliydi. Zîrâ cihanşümûl de olsa her hareketin ilk çekirdeğinin mutlakâ bir yerde ve bir şekilde teşekkül etmesi îcâb eder.

Yine âyet-i kerîmede buyrulur:

“ (Rasûlüm!) Biz, bu Kur’ân’ı sana vahyetmekle, geçmiş ümmetlerin birtakım haberlerini en güzel şekilde beyân ediyoruz. Şu bir gerçek ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.” (Yûsuf, 3)

Bu sûre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘e kıssa olarak nâzil olan ilk sûredir. Lafız bakımından veciz, mânâ yönünden de çok derin ve engindir. Bu sûrede ibret alanlar için pek çok güzel hikmetler, incelikler ve nükteler bulunmaktadır.

Yûsuf -aleyhisselâm- Hazret-i Ya’kûb’un evlâdlarının en güzeli idi. Neseb cihetinden de aynı şekilde güzeldi. O, üç nebînin neslinden gelmekle şereflerin yücesine nâil olduğu gibi aynı zamanda nübüvvet, güzel sîmâ, rüyâ tâbiri, dünyâ riyâseti, kıtlık ve belâ zamanında halkına ve yakınlarına en güzel şekilde muâmele etmek gibi üstün meziyetlerle de şerefli kılınmıştı. Bu ne yüce ve ne güzel bir kerîmlikti. O’nun duâsı da duâların en güzeli idi:

“… (Yâ Rabbî!) Beni müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler zümresine ilhâk eyle!” (Yûsuf, 101) diye ölümle Allâh’a kavuşmayı ilk önce Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm- temennî ve niyâz etmişti.

Ayrıca bu sûrede Yûsuf -aleyhisselâm- kalbi, Ya’kûb -aleyhisselâm- rûhu, Rahîl cesedi, Yûsuf’un onbir kardeşi de nefsânî hisleri temsîl etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in beyânında bunun gibi daha nice eşsiz mânâ enginlikleri vardır. Tabiî ki bunları lâyıkıyla görebilmek, basîret işidir.
______________

« Devamını okuyun...

SELAM SANA YA RASULLAH

  • Tarih : 3 Temmuz 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

Allahümme nur-i; Hüda, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Bi
Hakki;
nur-i; cemali Muhammed Mustafa, Allahümme salli ala seyyidina ve
nebiyyina
Muhammed Mustafa!
Salat Sana

Selam Sana Ya ResulAllah..

Ben kim miyim?
Hani Seni Seviyorum ya
Hani gipta ediyorum ya ashabina
Hani Hz.Fatima’yi anam, Hz.Hasan Hüseyin’i kardesim olarak görüyorum
ya!

Hani ne zaman hüzünlensem, Sen geliyorsun ya aklima
Görmeden hayranim Ya cemaline
Kalbin kadar güzel yüzünün hayalini kuruyorum ya…

Hani ne zaman çok gülsem
Sen’in hafif kizgin bana baktigini görüyorum ya!
Hani bana diyorsun ya” Yerinde olsam, az güler çok aglarim ” diye

Sonra nerede bir yetim görsem Sen’i buluyorum ya yanimda
Hani bana diyorsun ya “Beni istiyorsan onun basini oksa
Hani hep bir özlem var ya içimde
Hep vuslat varya hayalimde
Hani gözyaslari içinde, yesil kubbenin resmine bakiyorum ya
Hani hayal ediyorum ya hep Efendim
Safa-Merve arasinda, önümde Sen varmisin gibi kostugumu..

Hani uzun boylu, siyah saçli, beyazlar içinde birine Sen diye
sesleniyorum
ya!
Sonra adam arkasiin dönünce
Senin olmadigini görüyorum da egiyorum ya basimi
Sevincim yerini hüzne birakiyor ya

Hani Sana gidecek her yolcuyla selam yolluyorum ya
Sonra da selamimi almisin gibi seviniyorum ya
Hani kalbimin bir yani “Ümit” derken,
Bir yani korkuyla atiyor ya

Hani Seni Seviyorum Ya Efendim
Hani günahlarimi unutup, Seninde beni sevdigini düsünüyorum ya!
Duyuyorum ya “ÜMMETi diye seslenisini

Ne zaman bir yüzük alsam elime
Senin yüzügün geliyor ya aklima
Hani üzerinde Muhemmedun ResulAllah yazili oldugunu düsünüp,
Ebu Bekir ve ashabina selam yolluyorum ya

Sonra hep hayal ettim ya Efendim, arkanda namaz kildigimi

Hani anam, babam, canim Sana feda olsun dedim ya

Hani ben varim ya…
Seni Seviyorum ya…
Çok Seviyorum ya…
Selat, Selam üzerine olsun Ya ResulAllah…

Ben kim miyim?
1400 yil öncesinde Selam ettin ya..
Kardes belledin ya..
Seni Seviyorum ya

« Devamını okuyun...

Türkiyenin En Anlamlı Dini Sohbet Sağlayıcısı

  • Tarih : 30 Haziran 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok
kabe-300x140

Türkiyenin En Anlamlı Dini Sohbet Sağlayıcısı İnsanlar Dini Sohbet Siteleri Hakında Bİlgi Sahibi Dahi OLmaya Biliyorlar Şİmdi Şunu Belirtelim Dini Sohbet Nedir.Şimdi söyleşi diyorlar. Söyleşi, konuşarak vakit geçirme demektir; ama dinimizde, sohbetin tarifi başkadır. Sohbet, beraber olmak demektir. İnsanın derece bakımından kendinin üstünde veya altında yahut akranı ile bir araya gelip, Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin beğendiği, hoşnut olduğu şeyleri konuşması demektir.

Kişinin kendinden üstün olanla beraber olmasının hakikati, o zata hizmettir. Aşağısında olanla sohbetin gereği, onun hallerinden bir noksanı gördüğünde onu ikaz edip, kusurundan haberdar etmektir. Aynı seviyede olan sohbet arkadaşlarının sohbetlerinin hakikati, başkalarının, yabancıların yanında birbirlerinin kusurlarını görmezden gelmektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Sohbetin fazileti, bütün faziletlerin üstündedir. Büyüklerin sohbetini ganimet bilmelidir.

Behaeddin Buhari hazretleri, (Bizim yolumuzun temeli sohbettir) buyurdu.

Evliyanın sohbetinin bir saati, kırk günlük mücahedelerden daha üstündür.

Yabancılar ile sohbetten, bid’at ehlinin sohbetinden kaçınılmalıdır. Dervişlerin ve salihlerin sohbeti kıymetlidir. Sohbet, dünya için olup, ahiret düşünülmez ise, sonu hüsrandır.

Günah lekeleri ile kalbi paslanan kimse, salihlerin sohbetinde bulunursa, kalbinin pası silinir, günah işlemesi zorlaşır, iyilik etme isteği artar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar; çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz.) [Mektubat-ı Rabbani]

(Fıkıh sohbetinde bulunmak, bir senelik ibadetten üstündür.) [Deylemi]

(Âlimlerin sohbetine katılın, onlara yakın oturun! Çünkü Allahü teâlâ, yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbleri de, hikmet nuru ile diriltir.) [Taberani]

(Âlimlere hürmet eden, bana hürmet etmiş olur. Onları ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur. Âlim meclisinde bulunan, benim meclisimde bulunmuş olur.) [İ.Rafii]

(Âlimin sohbetinde bulunmak, bin rekât nafile namazdan üstündür.) [İ.Gazali]

(Bir defa salih kimsenin sohbetinde bulunmak, defalarca kötü kimselerin sohbetlerinde bulunmanın günahlarına kefaret olur.) [Deylemi]

Sohbet ehli yoksa
Sohbet ehli âlim bulunmadığı zaman, eskiden yaşamış, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. Bir âlimin kitabını okuyan, yarı yarıya onunla sohbet etmiş sayılır.

İlminden, iyi ahlakından istifade edilen salih bir arkadaş bulunca, ona lüzumlu hürmeti göstermelidir! Onun can ve malını, kendi can ve malından önce tutmalıdır! Ayıplarını araştırmamalı, aybı olsa bile görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta kendi kendine aybını düşünmemeli, unutmalıdır! Sözüne itiraz etmemeli, asla münakaşaya girmemelidir! Aleyhinde konuşan olursa, uygun şekilde susturmalı, alınacağı veya üzüleceği bir söz söylememelidir! Suizanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini dalgınlığa veya unutkanlığa yormalıdır! Yani bir mazeret arayıp suçsuz olduğunu kabul etmelidir; çünkü güzel ahlak sahibi, insanları mazur görür. Onların kusurlarını meydana çıkarmaz

Yunus Emre diyor ki:

Erenlerin sohbeti, ele giresi değil.
Sohbete kavuşanlar, mahrum kalâsı değil.

Gezmek gerek her yeri, bulmak için, bir eri,
Sarraf tanır cevheri, herkes bilesi değil.

Bir pınarın yanına, kapalı testi kona,
Kırk yıl orada dura, kendi dolâsı değil.

Sohbetle parlar iman, talip kazanır irfan.
İnsanı arif yapan, fesi, hırkası değil.

Önce doğru iman et, haramdan el etek çek
Ruha gıdadır sohbet, badem helvası değil!

« Devamını okuyun...

Namaz la ilgili hadisler

  • Tarih : 26 Haziran 2015
  • Kategori : Genel
  • Yorum Yok

Hz. Ebû Ûmâme radıyallahu anh’dan rivayet edilen başka bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Allahu Teâlâ’nın bir kula iki rek’at namaz kılması için tevfik vermesinden daha üstün bir şey yoktur. Kul namazla meşgul olduğu sürece başı üzerine iyilikler ve hayırlar saçılır.” (Müsned)

« Devamını okuyun...

Sonraki Yazılar »