Kur’ân En Doğru Olana İletir

Birinci kısım

“Şüphesiz ki Kur’ân, insanları en doğru olana iletir ve Salih amel işleyen mü’minlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.” (İsra 9)

Kur’ân insanları en doğru yol olan sırat-ı mustakim’e iletmek için Allah tarafından indirilmiştir. İndirildiği andan itibaren, yer ve zaman sınırlarıyla sınırlı olmaksızın insanları en doğru yola ilettiğini ifade eder. Onları hidayet ettiği yol da hayır ve iyiliğin bütün şekillerini, insanların ulaşabilecekleri her türlü iyiliği içermektedir.

Hiçbir kapalılık ve giriftliği bulunmayan sade ve açık inanç sistemiyle zihin ve vicdan arasında en doğru olana iletir. Bu inanç, ruhu kuruntu ve hurafenin bataklıklarından, zan ve mitolojik anlayışlardan kurtarır. Allah’ın yarattığı tabiat kanunlarını insanın yapısındaki fıtri kanunlara bağlar ve uyum içinde bütünleştirir.

“Evet, bu Kur’ân en doğru olana iletir. Salih amel işleyen mü’minleri büyük bir mükafatla müjdeler. ahrete inanmayanlar içinde acıklı bir azabın hazırlandığını bildirir.” (İbrahim 2)

“Halbuki O, alemlere uyarıdan başka bir şey değildir.” (Kalem 52)

“Biz sana Kitabı gerçek ile indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin.” (Nisa 105)

“İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onunla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan kitabı indirdi.” (Bakara 213)

Bu ayetler, Kur’an’ın amacı hakkında bize bir yaklaşım sağlamaktadır. Ayetler, Kur’ân bütünlüğünde ve Rasûl’ün örnekliğinde, Allah’ın murad ettiği manada anlaşıldığı sürece muttakiler için yol göstericidir. Ayetler, bağnazlığı kırdığımız, hurafe ve bid’atlardan temizlendiğimiz, kaderci anlayışı ıslah ettiğimiz andan itibaren, karanlıklardan aydınlığa ulaştıran nurdur. Ayetler, beraber kıyam ettiğimiz, rukuya gittiğimiz, istişari çabalarda bulunduğumuz sürece müjde ve uyarıcıdırlar. Ayetler, anlaşmazlığa düştüğümüzde onunla hükmettiğimiz sürece hidayettirler.

Kur’ân’ın ana hedefi, Allah’ın varlığını ispatlama noktasında değil, insan ve davranışları üzerine yoğunlaşmaktadır. Nitekim Kur’ân kendisini de “İnsanlara yol gösterici, karanlıklardan aydınlığa çıkarıcı, alemlere uyarıcı” şeklinde tanımlamaktadır ki, bu manada çok sayıda ayet sıralamak mümkündür. Bununla birlikte Allah lafzı, Allah’ın sıfatları ve isimleri Kur’ân’da bir çok defa kullanılmıştır. Fakat Kur’ân’da, Kur’ân’ın amacı, Allah’ı ispatlamak şeklinde konmamıştır. Zira tabiat ayetlerinin, Allah’ın varlığını ispat etme konusunda yeterli olduğunu Kur’ân bize hatırlatmaktadır.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidiş ve gelişinde elbette akıl sahipleri için deliller vardır.” (Al-i İmrân 190)

Ama Kur’ân bizatihi tevhid inancını ikame etmeye, zihinlerde ve pratik hayattaki şirk şekillenmelerinin, bozuk inançların, batıl geleneklerin ıslahına yönelmiştir. Dikkatlerin bu yaklaşıma çekilmesi, vahyin amacına uygun bir yolun tutulmasını sağlayacaktır.

Yüce yaratıcı fikri, insanın içinde, derununda mevcuttur. Dolayısıyla problem, Allah’ın varlığını isbat etme problemi değildir. Kaldı ki, hiçbir tarih diliminde ateizm sorun olacak düzeyde büyük bir gündem oluşturmamıştır.

Hepimizin bildiği Mekke dönemi Arap toplumunun yapısı dikkate alındığında, onların da Allah inancına sahip oldukları, yeri ve göğü yaratan Allah’ın varlığına inandıkları görülecektir. Bununla birlikte Kur’ân bu toplumun din anlayışını tümden değiştirmek için vahyedilmiştir.

İlahi kanunlar insanlar için gönderilmiştir. Bu kanunların tümünün, gerek fert düzeyinde olsun, gerek toplum düzeyinde olsun, günlük yaşamda bir karşılığı, pratik bir değeri bulunmaktadır. Aksi durumda vahyin insanlar için hidayet aracı olmasının geçerliliği olmazdı. Dolayısıyla insanların temel zaafları Allah’ı yok sayma noktasında değildir. Asıl zaaf ve sapma, onunla birlikte başkalarını veya kendi heva ve heveslerini ilah edinme noktasında başlamaktadır.

“Ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var ki onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz? Yoksa ayetlerimizde kıyamet gününe kadar süre gidecek ahitleriniz mi var ki, kendiniz için hükmettikleriniz sizin olacaktır! Sor onlara, bunu kim üstlenir. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.” (Kalem 36-41)

Vahiy, insanlara ihtilaf ettikleri konularda hakem olsun diye gönderilmiş, mücadele bunun üzerine kurulmuştur. Allah’ın hükümlerini indirmesinin arka planında yatan gerçek, insanların taşıdıkları benzeri zaaflar olmuştur. Atalarından aldıklarını din edinen, yeryüzünde fitne çıkaran, hevalarıyla hükmeden, insanlara zulmeden, bozgunculuk yapan şirk dini mensuplarının düzelmesi, ıslah olması ve genelde insanlara hidayet rehberi olması amacıyla, Allah insanlara peygamberleri aracılığıyla vahiy-kitap göndermiştir. Vahiy, doğru ile yanlış, aydınlık ile karanlık arasında bocalayan insanoğlu için doğruya ulaştırıcı en sağlam ölçüdür. Dolayısıyla vahyin getirdiği ölçütlere sahip olmamak, karanlık dehlizlerde kalakalmaktır. İnsanları uyarmak, onlara doğruyu göstermek, onları zaaflarının ve hevalarının düştüğü aşağılıklardan kurtarmak, aydınlığa çıkarmak, Kur’ân’ın ana hedefidir.

zzxev7 300x225 Bu Çağrı SanadırBu Çağrı Sanadır

Bir damla SU gönder bana Eğer gönderebilirsen Ana sütü gibi tertemiz olsun Bir damlası Karadeniz Bir damlası Akdeniz olsun

Bir avuç TOPRAK gönder bana Edirne koksun, Ağrı koksun Her zerresi burcu burcu Türkiye koksun Anadolu’dan çağrı koksun

Bir dilim EKMEK gönder bana Yiyince lezzetini hissedeyim Bereketini hissedeyim Köy köy, tarla tarla Memleketimi hissedeyim Bu Makalenin Devamını Oku;

İblis‘in Başvurduğu Yöntemler

İblis insanları kandırmak için yaklaşırken birçok yöntem kullanır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Şeytan her şeyden önce bir vesvesecidir. Vesvese; fısıltı, hışırtı gibi gizli seslere denir. Gönülde birbiri arkasından gelip tekrar eden gizli söze vesvese denir. Şeytan insana sokulur ve tıpkı nefis gibi ona sinsi bir şekilde vesvese verir, onu kandırır, ona telkinde bulunur.[Nâs: 114/4-6.]

2- İblis insanları Allah’ın rahmetinin ve affının geniş olması ile aldatır ve onları günah işlemeye teşvik eder. Onlara sanki ‘yiyin, için, zevkinize bakın, ibadeti sonra yaparsınız, Allah nasıl olsa affedicidir, sizi de affeder’ der. Kur’an, bizi bu noktada da uyarmaktadır: Bu Makalenin Devamını Oku;

Tevhid Eksenli Sitemize Hoş geldiniz Tevhid eksenli site imiş ya siz kendinizi övmeyin bırakın sizi başkaları övsün kardeşim müslüman kendini övmez yazımıza şöle devam edmek istiyorum Tevhid’i Aanlamak

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem(a.s.)’den, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar tüm peygamberlerin insanları inanmaya davet ettikleri hakikattir “Tevhid”. Hz. Adem (a.s.)’den sonra gelen bütün peygamberler bu ‘Tevhid’ hakikatini insanlara hatırlatmak üzere gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de: Bu Makalenin Devamını Oku;

Şeytanın insanları kandırma yöntemi insan dan daha iyi bir şeytan bu zamanda varmıdır bir kardeşim böle bir yazı yazmış sanırım yazdıgı yazıyı okuma lütfunda bulun mamış olsaki insanların arkasından konuşul mucanu anlaması lazım dır ne güzel örnekler vermiş kardeşim bize peki bizde soralım o kardeşimizeki Senden daha iyi bir şeytan varmıdır acaba sanal için insan lar ne yazık herşeyi yapacak hale geldiler iftira atmakdan bir an çekinmeyen bir müslüman o yazıyı oku ve uygulu kardeşim.

Nostalji Sohbet
Sponsor Reklam
Tevhid Takvim
Kasım 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930