// //

// ]]> 

// //

// ]]>

2ef237bef8ym3 başörtülü bebekler (çok güzeller) maşallah 5f3795e3aanm9 başörtülü bebekler (çok güzeller) maşallah

67e29333fbbf7 başörtülü bebekler (çok güzeller) maşallah 270c84c1f5yl6 başörtülü bebekler (çok güzeller) maşallah fcddee8a59hp1 başörtülü bebekler (çok güzeller) maşallah 

 

// //

// ]]>

>

 Sen git ben özlerim sen mutlu ol Sen git ben özlerim sen mutlu ol ben hatıralarımla yaşarım Düşünme sen bu bir careyi bakarım başım caresine sen mutlu ol Üzülme unuturum dokunşlarını öpüşlerini silerim dudak izlerini Kalmaz izleri bu bicare bedende yok ederim gülüşlerini Söküp atarım seni yüreğimden sen düşünme bunları Git sen mutlu ol gittigin o aşk (Aldırma sen benim göz yaşlarıma) bırak sen beni aldırma sen bana Merak Etme Unuturum Seni Bedeli belirli bu sevdanım Hesabımı Mahşerde Öderim

 

Seni kanayan bütün yaralara sarıyorum ey şiir seni kanayan bütün acılara kaynağına küsmüş pınarlara çatlayan tomurcuklara, baharlara çığlıklara, demir parmaklıklara seni yarınlara umutla bakıp sesini yitirmiş çocuklara adıyorum ey şiir ürkütülmüş güvercin kanadına yazıyorum seni unutma bizi unutma yüreğini kanatanı bir tomurcuk gül >aşkına “Bir Tomurcuk Gül Aşkına” alt=”Bir Tomurcuk Gül Aşkına” seni yaşanmamış sevdalara adıyorum ey şiir tadılmamış nice sevdalara bir rüzgarın nefesine bir ırmağın sesine gözü yaşlı analara yüreği tekmelenmiş babalara savaşlara, dostluklara, arkadaşlıklara açılmamış bir goncanın kokusuna aşk >ını gizleyen bir kız çocuğunun soluğuna karıyorum seni ey şiir bir çınarın yaprağına yazıyorum seni unutma bizı unutma yüreğini kanatanı bir tomurcuk gül

Sevad-ı Azamı Doğru Anlamak

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hakikat Çekirdekleri” isimli eserinin 77. Fırkasında “Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lâkayt Emevîlik, en nihayet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihayet az bir kısmı Râfızîliğe dayandı.” (Mektubat, 1993, s. 460) demektedir.

Bu fıkrada “Emevilik” tabiri “Emevi devletini” çağrıştırdığı için Lakayt Emevi devleti “Ehl-i Sünnet cemaatine girdi” şeklinde anlayanlar var. Peki, karşısındaki “Salabetli Alevilik” devleti mi oluyor? Ya Rafizîlik hangi devlet veya kabiledir? Alevilik ve Rafizilik ifrat bir itikat ve inancı temsil etmektedir. Ehl-i Sünnet de ifrat ve tefritten uzak, istikametli bir itikadi yoldur. Emevilik ise ifrat ve tefrit üzere itikadi bir görüşe sahip olmayan, dinde lakayt kalıp siyasi olaylarla meşgul olduğu ve toplumun inanç ve itikadına göre hareket ettiği ve topluma bir inanç dayatması içinde girmediği için nihayet “Ehl-i Sünnet” cemaatine dahil olmuştur. Çünkü “Ehl-i Sünnet” ifrat ve tefritten uzak, çoğunluğun tabi olduğu “Kur’an ve Sünnetin zahirine göre hareket eden” “Müsamahalı” bir yoldur. Dolayısıyla Emeviliğin Ehl-i Sünnete dâhil olması siyasi değil, itikadi bir meseledir. Zaten “Ehl-i Sünnet” de Sünneti ve Cemaati esas alan itikadi hak mezheptir. Bu nedenle Emevilerin ehl-i sünnete dahil olması siyasi bir durum olarak anlaşılamaz. Burada “Sevad-ı Azam” “Ehl-i Sünnet” inancıdır. Sonuçta bu itikadi bir meseledir, siyasi bir mesele değildir. Üstadımız burada diyor ki: “Emeviler siyaseten yanlış yolda oldukları halde itikat ve inanç bakımından Aleviler gibi ifrata düşmeyerek ve siyasetlerini itikadi bir mesele haline getirmeden ve topluma bir inanç ve itikat dayatmadan çoğunluğun inancı olan Ehl-i Sünnet inancına gelmişlerdir.” Bunun da sebebi Emevilerin karşısında “İmanı ve Sünnet-i Resulullahı” koruyan Hz. Ali (ra) ve “Ehl-i Beyt” imamlarının ve ulema-i İslam’ın bulunmasıdır. Tabiin ve Tebe-i Tabiin denen ve mezheplerin teşekkülünden önce “Selef-i Salihîn” olarak bilinen âlimlerin imanı ve İslam’ı korumadaki gayretleridir. Bu Makalenin Devamını Oku;

Türkan Hanım dindar bir ailede büyümüştü. Annesi her fırsatta ona ve kardeşlerine namaz kılmalarını söyler, hatta kızarak onları uyarırdı. Türkan Hanım namazın kılınması gerektiğine inanır, ama yine de kılmazdı, çünkü kılmak nefsine zor geliyordu. Bazen başlar, sonra terk ederdi.

Evlendi ve çocukları oldu. Annesi her geldiğinde aynı şekilde namaz kılmaları için ikaz etmeyi sürdürüyor, o da ısrarla kılmamaya devam ediyordu. Çok istemesine rağmen bir türlü nefsine galip gelemiyordu. Bir gün arkadaşları ona oturmaya geldi. İçlerinden biri annesini de yanında getirmişti. Teyze çok mübarekti. Öyle tatlı konuşuyordu ki, onu dinleyen saatler geçse usanmazdı. Teyze bir ara namaz konusuna değindi. O anlatırken, Türkan Hanım annesini hatırlamış ve annesinin eski günlerdeki namaz ikazlarını düşünüyordu. Misafirler de teyzeyi zevkle dinliyordu.

Türkan Hanımın küçük oğlu Zekeriya, dört yaşındaydı. Oynadığı oyunu bırakmış, teyzenin koltuğu dibinde iki elini yumruk yapıp yüzüne dayamış bir şekilde, kıpırdamadan dinliyordu. Annesi ikram için mutfakla salon arasında koşturup dururken mevzu değişmişti. O da onların yanına oturup sohbetin güzelliğine kapılarak çayını yudumlamaya başladı.

“Anne, senin yerine ben namaza başlayacağım”

Tam bu sırada mutfaktan bir gürültü geldi. Arkasından da oğlunun çığlığı duyuldu. Telâşla mutfağa koştu Türkan Hanım. Misafirler de korkuyla peşinden gittiler. Oğlu bir sandalye koyarak lavaboya çıkmıştı. Bir ayağı lavabonun içinde, diğeri ise dışarıdaydı. Sandalye devrilmiş yerde dururken, oğlu da lavabonun kenarında korkmuş bir şekilde asılı duruyordu. Koşup kucağına aldı. Su içeceğini zannederek:

“İsteseydin ben verirdim yavrum, ya düşüp bir yerine zarar verseydin” diye çıkıştı.

Türkan Hanım oğlunun verdiği cevabı, uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ unutamaz; çünkü şöyle demişti çocuğu:

“Anne, ben abdest alacaktım. Teyze dedi ya, namaz kılmayanlara Allah ceza verecekmiş diye. Ben de, sen ceza almayasın diye senin yerine namaza başlayacaktım.”

O an Türkan Hanım, tepeden tırnağa titrediğini hissetti. Allah, yıllarca namaz kılmayan Türkan Hanıma oğlunun davranışıyla müthiş bir ders vermişti. Yavrusuna sarılıp dakikalarca ağladı.

Bu hikâye birçok bakımdan ders verici. Aslında çocuklar büyüklere değil, anne babalar evlâtlarına namazı öğretmeli. Çünkü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocuklarımıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kıldırmamızı ve on yaşına geldiklerinde ise ciddi bir şekilde üzerinde durmamızı emreder.

Çocuklarımıza -küçük yaşlarda gerek camilere götürerek, gerek ise evde cemaat yaparak- namazı sevdirmeli ve onlara örnek olmalıyız. Namaz çocuklara tatlı bir üslûpla, sevdirilerek anlatıldığı takdirde çocukların namaza karşı ilgi ve sevgileri kaçınılmaz olur.

Rabbim cümlemizi hakkıyla namaz kılanlardan eylesin…. Selametle…..

Nostalji Sohbet
Sponsor Reklam
Tevhid Takvim
Nisan 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930