Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, Hacc ve Umre kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

Haccın ihmalinin bedeli ,Dini Sohbet

Haccın ihmalinin bedeli ,Dini Sohbet

 

Bediüzzaman’a göre, hac ihmâl edilirse bunun vebali ne olur?”

Bedîüzzaman Hazretleri, Birinci Dünya Harbine Müslümanların katılarak sıkıntı çekmelerinin ve harp belâsı ile boğuşmalarının bir mûsibet olduğunu ve bu mûsibetin bir cinayetin sonucu olarak kader tarafından hükmedildiğini bildiriyor. Söz konusu cinayet, farz namazın, orucun ve zekâtın ekseriyet tarafından terk edilmesidir. Harp belâsı, bu üç cinayete bir kaderî cezâ olarak takdir edilmiştir ve Müslümanlar beş farz namazı terk etmelerine karşılık beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat ve hareket ile muharebe meydanlarında bir nev’î namaz kılmışlar; senede bir ay orucu terk etmelerine karşılık, kefâret olarak beş sene dağlarda oruçtan da beter aç sefil kalmışlar; Allah’ın ihsanı olan maldan kırkta bir zekâtı vermeyip cimrilik etmelerine kefâret olarak da, harp sebebiyle fakr u zarûrete düşmüşler ve birikmiş zekâtlarını birden ve zorunlu olarak elden çıkarmışlardır. 1

Bedîüzzaman Birinci Dünya Harbinden önce ekseriyetin namaz, oruç ve zekât ile birlikte haccı da ihmâl ettiklerini, fakat haccın ihmâlinin mûsibeti değil, gazap ve kahrı celp ettiğini bildiriyor. Bunun cezası da günahların kefareti olarak değil, çoğalması olarak tecellî etmiştir. Nitekim Müslümanlar haccın mânâ, hikmet ve muhtevasını ihmal etmekle haccın önemli hikmetlerinden olan;

1- Tanışmak ve kaynaşmakla fikir ve hedef birliği kurmayı,

2- El ele vererek ortak çalışmayı gerektiren İslâmiyet’in yüksek siyasetini,

3- İslâm toplumunun yüksek ve geniş menfaatini gözetecek yeni çözümler üretmeyi ihmal etmişlerdir.

Bu ihmal ise gayr-i müslim düşmanın, milyonlarca Müslüman’ı Müslüman aleyhine kışkırtmasını kolaylaştırmıştır. İşte son iki yüz yıldan beri İslâm âlemi olarak içine düşürüldüğümüz yalnızlığın, ayrılıkların, ihtilâfların, küçük küçük devletlerle her bir Müslüman topluluğun gayr-i müslim unsurların emri ve yönlendirmesi altına girmesinin kader cihetiyle sebebi bu dehşetli ihmaldir.

Bu dehşetli ihmalin neticesini Bediüzzaman’ın ifadelerinden takip edelim:

“İşte Hint, düşman zannederek, halbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor. İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs, biçare valideleri olduğunu, ‘ba’de harabi’l-Basra’ anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar. İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da bilmiyor. İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vâveylâ ediyor. İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip âh ü fîzar ediyor.” 2

Böylece İslâm âlemi, mutlak hayır olan haccı İslâm’ın yüksek kongresi sayıp gereği ile amel etmediğinden, mutlak şer olan düşman bayrağı altında dehşetli baskılar, sadmeler, sarsıntılar geçirmiş; dayanılmaz zulümler, saldırılar, sömürüler görmüş; öz vatanlarında etkisiz, yetkisiz, hükümsüz ve garip bırakılmıştır.

Oysa korkak tavuk, yavruları yanındayken şefkatini güce dönüştürmekte, dev gibi hayvanlara saldırabilmektedir. Keçinin kurttan korkusu, zor anlarında cesarete dönüşmekte, boynuzuyla kurdun karnını delik deşik etmektedir. Fıtrî meyiller, mukavemeti kırarlar, karşılarında güç ve kudret tanımazlar. Meselâ bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde olsa bile, kışta soğuğa bırakıldığında, fıtrattan olan genişleme meyli ile demir gülleyi parçalamaktadır. Evet; şefkatli tavuğun kudreti, gayretli keçinin zor andaki cesareti ve suyun demir gülleyi dize getirmesi gibi, fıtrî bir heyecan, zulmün soğuk ve kâfirin düşmanlığına maruz kaldıkça zulmü ortadan kaldırır, düşmanı perişan eder! Rus mojiklerinin Çeçenistan ve Afganistan topraklarındaki çaresizlikleri buna şahittir.

Ne esef vericidir ki, İslâm âleminin dağınıklığı günümüzde de sürüp gitmekte; bir çok Müslüman topluluk, birer müstebit kralın veya jakoben birer yönetimin basîretsiz ve beceriksiz sevk ve idâresi altında, gayr-i müslim düşmanın kirli ve pis çizmesine maruz kalmakta, sonuçta himâyesiz, korumasız ve savunmasız şekilde kendi kaderi ile baş başa bırakılmaktadır. Dün Bosna, Çeçenistan, Afganistan, bu gün Filistin, Irak bunlardan sadece bir kaçıdır. İslâm âleminin bu acziyeti ve zaafiyeti ise, İslâm’ı bilmeyen yeraltı örgütlerinin cihad bahanesiyle terör yapmalarına dâvetiye çıkarmaktadır.

Fakat Bedîüzzaman Hazretleri bu derin problem karşısında asla ümitsiz değildir. Bedîüzzaman, imanın özünde bulunan harikulâde müsbet cesaretin dirilişinin, İslâmiyet izzetinin tabiatında var olan kahramanlığın hayat bulmasının ve İslâm kardeşliğinin uyanmasının her zaman mû’cizeler gösterebileceğini ve bu diriliş ve uyanışlarla İslâm âleminin topyekûn ayağa kalkabileceğini müjdeler. 3

Dipnotlar:

1- D. H. Örfî ve Sünûhât, s. 116
2- Sünûhat, s. 71-72
3- D. H. Örfî ve Sünûhât, s. 123-125

 
dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,islami sohbetler

« Devamını okuyun...

Haccın farzları ve vacipleri ,islami sohbet

Haccın farzları ve vacipleri ,islami sohbet

 

Haccın farzları ve vacipleri nelerdir? İhram nedir? İhram ile niyet arasında bir fark var mıdır? İhram yasakları nelerdir?”

HACCIN farzı üçtür: 1-İhram, 2-Arafat’ta vakfe yapmak, 3-Kâbe’yi tavaf etmek.

Haccın vacipleri ise şunlardır: 1-Müzdelife’de vakfe yapmak. 2-Şeytan taşlamak. 3-Saçı tamamen kestirmek ya da kısaltmak. 4-Safa ile Merve arasında sa’y etmek. 5-Veda tavafı yapmak.

İhram, sözlükte, kendini mahrum etmek, haram kılmak, hürmet edilen zamana ve mekâna girmek, saygı duymak manalarına gelir. Terim olarak ise ihram, hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, normal zamanlarda mübah olan fiil ve davranışları hac ve umre süresince kendi nefsine haram kılmak demektir. Hacda ihram, namazda başlama tekbiri mesabesindedir. Bilindiği gibi, namazda başlama tekbiri farzdır.

Niyet ve telbiye, ihramın rükünleridir. Bir kimse niyet etmeden ve telbiye getirmeden yalnız beyaz giysi giymekle ihrama girmiş olmaz.

Niyet, ihram giyilirken hac veya umre yapmaya karar vermekten ibarettir. Niyeti dil ile teyid etmek müstehaptır.

Telbiye ise, namazdaki başlama tekbirine denk olarak söylenilen şu sözlerdir: “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke. Lâ şerike lek.” (Manası: Allah’ım! Davetine sözümle ve özümle koşup geldim! Emrin başımın tacı! Emret Allah’ım! Senin emrine başımı ve gönlümü koydum! Davetine tekrar tekrar icabet ettim! Senin benzerin, şerikin ve ortağın yoktur! Allah’ım, bütün varlığımla sana yöneldim! Muhakkak ki hamd de, nimet de, mülk de yalnız Sana mahsustur! Senin ortağın ve şerikin yoktur!)

Mîkat sınırında hac veya umreye niyet esnasında erkekler yün, keten veya pamuktan beyaz renkli giysi (ihramlık) giyerler. Bu giysi, birisi belden aşağıya sarılan izar, diğeri omuzlardan itibaren vücudun üst kısmını örten ridâdan ibarettir ki, hac ibadetinin başladığının alâmetidir. Kadınlar normal giysileriyle hac yaparlar. Ancak kadınların elbiselerinin de, erkeklerinki gibi beyaz olması daha efdaldir.

İbn-i Ömer (ra) bildirmiştir: Bir kimse Resûlullah’a (asm) sordu:

“İhrama giren kişi giyecek cinsinden ne giyer?”

Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm):

“Gömlekleri, başlıkları, şalvarları (pantolonları veya dikişli uzun donları), bornozları, ayağı kapatan ayakkabıları giymeyiniz. Ancak nalın bulamayan kişi, ayakkabıların üst kısımlarını kesmek şartıyla ayakkabı giyebilir” buyurdu.1

Ya’la ibn-i Ümeyye (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) Ci’râne’de iken huzuruna bir kimse geldi. Ben de Hz. Peygamber’in (asm) yanında idim. O kimsenin üzerinde vücuduna göre biçilip parçalardan dikilmiş bir cübbe vardı. Kendisi de bol koku sürünmüştü. Peygamber Efendimiz’e (asm) dedi ki:

“Ben üzerimde bu elbise bulunduğu ve vücudumda da güzel koku süründüğüm halde umre niyetiyle ihrama girdim.”

Peygamber Efendimiz (asm) ona:

“Sen hac ederken ne yapardın?” buyurdu. Adam:

“Kendimden bu elbiseleri çıkarır ve vücudumdaki bu kokuyu da yıkardım” dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm):

“Haccında yapmakta olduğun aynı şeyleri umrende de yap!”2

İhrama giren kişi için normal zamanlarda haram olmayan giyim-kuşam, cinsel hayat ve avlanmayla ilgili haramlar söz konusudur. Bu yasakların çiğnenmesi, yasağın çeşidine göre değişen şekillerde cezayı gerektirir.

İhramlı bir erkek diğer zamanlarda giyilmesi olağan olan dikişli ve örgülü biçimde gömlek, pardesü, palto, pantolon, başa örtü… vs. gibi elbiseleri bir gün süresince giyerse, bu giyime ceza olarak bir koyun veya keçi kurban etmesi kendisine vacip olur. Eğer bir günden az bir zaman içinde giyerse, bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir.

Dipnotlar:

1- Müslim, Hac, 1
2- Müslim, Hac, 7

dini sohbet.dini chat,dini sohbetler,islami sohbet,islami sohbetler

 

« Devamını okuyun...

Hac duâları ,islami sohbet

Hac duâları ,islami sohbet

Hac esnasında yapmamız gereken duâlar nelerdir?”

Bu günlerde Kâbe civarında on binlerin kaynaşması, hareketliliği, canlılığı yeri yerinden oynatıyor. Oynatır; çünkü on binler ibadete hazırlanıyor. On binler velâyet makamına yükselmeye hazırlanıyor. Allah huzurlu ve sükûnetli bir ibadet mevsimi nasip etsin. Ve hacılarla birlikte yönü kıbleye dönük olan, kalbi Allah’a yönelik bulunan tüm iman ve ibadet ehlinin ibadetlerini de kabul buyursun. Âmin.

Hac esnasında bolca duâ yapmak sünnettir. Bu duâlardan bir kısmını buraya alalım:

Hacı Mekke sınırlarına ulaştığında şöyle duâ eder: “Allah’ım! Bu Senin haremindir, Senin emniyetindir. Beni ateşe haram kıl! Kullarını haşrettiğin günde beni azabından emin kıl! Beni yalnız Sana ibâdet eden velî kullarından eyle!”

İhrama giren kişi şöyle duâ eder: “Allah’ım! Nefsim, etim, kanım, derim, tüylerim ve vücudum Senin için ihrama girdi. Benden kabul buyur. Allah’ım! Senin emrini ifa etmeye koşuyorum! Biliyorum ve tasdik ediyorum ki, gerçek hayat ancak âhiret hayatıdır.”

Kâbe görüldüğünde şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Kâbe’nin şeref, azamet, kerem ve yüceliğini artır! Allah’ım! Kâbe’yi şereflendiren kullarının şeref ve keremini artır! Selâm Sensin. Selâm Sendendir. Ey Rabb’im! Bizi selâmla ve huzurla yaşat!”

Kâbe’yi tavaf ederken şöyle duâ edilir: “Bismillahi Vallahü Ekber! Allah en büyüktür. Allah’ım! Sana îmân ederek, tazim ve tasdik ederek, ahdini yerine getirerek, Peygamberinin (Aleyhissalatü Vesselâm) sünnetine uyarak Kâbe’yi tavaf ediyorum. Benden kabul buyur!”

Birinci, ikinci ve üçüncü şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Haccımızı mebrur, sa’yimizi makbul, günahlarımızı mağfur kıl!”

Dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Affet! Allah’ım! Merhamet et! Allah’ım! Biz kullarını bağışla! Allah’ım! Sen Aziz ve Kerimsin! Yâ Rabbenâ! Bize dünyada hasene, âhirette de hasene ver! Bizi Cehennem azabından koru!”

Sa’y yaparken şöyle duâ edilir: “Allahü Ekber Allahü Ekber, Allahü Ekberü ve lillahil-hamd. (Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur. Bize hidâyet eden Allah en büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.) Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. (O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nundur. Yaşatan ve öldüren O’dur. O hayat sahibidir ve ölümsüzdür. Her hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.) Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir. Sözünü yerine getirmiş, kuluna yardım etmiştir. Düşman ordularını tek başına mağlup etmeye kadirdir. Allah’tan başka ilâh yoktur. Biz ancak O’na ibâdet ederiz. Kâfirlerin hoşuna gitmese de dîni yalnız O’na has kılarız. Dîni yalnız O’nun için yaşarız. Allah’ım! Sen, “Bana duâ edin, icâbet edeyim” buyurdun. Sen asla sözünden caymazsın. Beni İslâm’a hidâyet ettiğin ve hac ibâdetini yapmaya muktedir ve muvaffak kıldığın gibi, dünyadan Müslüman olarak çıkıncaya kadar da hidâyetini benden esirgeme! Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dînin üzerinde sabit kıl! Allah’ım! Senden rahmetini, mağfiretini, azîmetini ve Cennetini istiyorum! Allah’ım! Senden takvâyı, maddî ve mânevî zenginliği ve nâmuslu olmayı istiyorum! Duâlarımızı kabul buyur!”

Arafat’ta vakfe esnasında şöyle duâ edilir: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allah’ım! Hamd ancak Sanadır. Allah’ım! Namazım, ibâdetim, hayatım, ölümüm Senin içindir. Dönüş Sanadır. Ey Rabb’im! Benim her şeyim Senin emanetindir. Rezilliğin ve Senin izzetine dokunan şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum. Allah’ım! Bize dünyada ve âhirette iyilik ver! Beni Cehennemden azad et! Kullarını Cehennemden azad et!”

Müzdelife’de ve Meş’aru’l-Haramda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Senden tüm hayırları istiyorum. Tüm kötülüklerimi ıslah etmeni istiyorum. Bütün şerleri benden uzaklaştırmanı istiyorum. Bunu Senden başkası yapamaz. Bunu ancak Sen yapabilirsin.”

Kurban Günü Mina’da şöyle duâ edilir: “Elhamdülillah. Hamd ancak Allah’a mahsustur. O Allah ki, beni âfiyet içinde Mina’ya getirdi. Allah’ım! Burası Mina’dır. Ben Senin kulunum! Senin elinin altındayım! Velî kullarına ancak Sana minnet ettirdiğin gibi, beni de ancak Sana minnet ettir! Allah’ım! Rezillikten, aşağılıktan, dînim hususunda fitneye düşmekten, Senin celâline dokunan dalâletten ve musîbetlere uğramaktan Sana sığınıyorum. Sen merhametlilerin en Merhametlisisin.”

 
dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,islami sohbetler
 
 

« Devamını okuyun...

Haccın farziyeti ve infak,islami sohbet

Haccın farziyeti ve infak,islami sohbet

Ben farz olan haccımı yaptım. Maddî imkânım da yerinde. Tekrar nafile olarak hacca gitmek istiyorum. Ancak bazı kişiler tarafından, ‘Çevrende bu kadar yoksul ve fakir kişiler varken, hayır kurumları varken, ihtiyaç sahipleri varken nafile hacca gideceğine bunların ihtiyaçlarını yerine getirmen daha iyi olur’ denilmektedir. Bu konuda nasıl bir yol izlemeliyim?”

Söz, Allah Resûlü’nün (asm). Ebû Hureyre (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz (asm): “Aziz ve Celil olan Allah, size haccı farz kıldı” buyurdu.

Ashaptan birisi: “Her sene mi?” diye sordu.

Resûlullah (asm) cevap vermedi. Adam sorusunu üçüncü defa tekrar edince, Peygamber Efendimiz (asm):

“Eğer ‘evet!’ deseydim hac her sene farz olurdu. Her sene farz olsaydı, siz onu yapamazdınız. Söylediğim gibi bırakın. Çünkü sizden öncekiler peygamberlerine çok soru sordukları ve onlar üzerine ihtilâfa düştükleri için helâk oldular. Size emrettiğim şeyi gücünüz yettiği kadar yapınız. Bir şeyden nehyettiğim zaman da ondan kaçınınız” buyurdu.

İbn-i Abbas (ra) bildirmiştir: Resûlullah (asm) ayağa kalkarak şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ size haccı farz kıldı.”

Bunun üzerine Ekra’ b. Habis et-Temimî (ra): “Her sene mi Yâ Resûlallah?” diye sordu.

Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: “Eğer evet deseydim, hac her sene için farz olurdu; siz de onu yapamazdınız. Fakat farz olan hac bir defadır.”1

Farz olan hac bir defadır. Her sene hacca gitmek farz değildir. Farz olan haccı edâ ettikten sonra, doyulamayan bir lezzetle yeniden hacca gitmek ve aynı ibâdete boylu boyunca yeniden boyanmak isteği kalbimizin dayanılmaz bir arzûsu halinde şüphesiz içimizde belirir. Bu, kalbimizin hidâyet üzere olduğunun belirtisidir. Kalbimiz aslında sâir ibâdetlerden sonra da aynı heyecan ve iştiyakı duyar. Çünkü bizi Allah’a ulaştıran ibâdetlerin her birisi içimizde doyulmaz izler ve lezzetler bırakır.

Bu doyulmaz ibâdetlerden birisi de, hiç şüphesiz ihtiyaç sahiplerine vermek ve ihtiyaçlarını karşılamak ibâdetidir.

Resûlullah (asm) Abdullah el-Adevî’ye (ra) para harcamada şöyle bir tutum izlemesini önerir: “Harcamaya kendinden başla. Kalanı aile efradına harca. Eğer artarsa akrabalarına harca. Eğer artarsa, diğer yakınlarına harca. Eğer artarsa dâireyi genişleterek insanlara harca.”2

Ebû Talhâ (ra) hurmalık bakımından Ensârın en zenginlerindendi. En sevdiği malı da, Mescid-i Nebevî karşısında bulunan Beyraha adındaki hurma bahçesi idi. Beyraha bahçesinde tatlı bir su vardı ve Resûlullah Efendimiz (asm) de zaman zaman gider, o tatlı sudan içerdi. “En sevdiğiniz şeylerden vermedikçe, Allah katında iyiliğe ulaşamazsınız!”3 âyeti nazil olduktan sonra Ebû Talha (ra):

“Yâ Resûlallah! Benim en sevdiğim malım, Beyraha adındaki bahçemdir. Allah için onu sadaka kıldım. Onu Allah’ın sana gösterdiği hayır yollarından birisi için kabul buyur” dedi.

Resûlullah Efendimiz (asm):

“Bahçeni akrabaların arasında taksim etmeni uygun görüyorum” buyurdu.

Ebû Talha (ra): “Peki yâ Resûlallah!” dedi ve bahçesini amca oğulları ile diğer akrabaları arasında taksim etti.4

Vermek, vermek, vermek… Eğer geniş imkân sahibiysek, farz olan haccımızı da yapmış isek, imkânımızı mümkünse îmân ve Kur’ân hizmeti veren merkezler için veya varsa akrabalarımız arasındaki ihtiyaç sahipleri için, ya da sâir ihtiyaç sahipleri için aciliyet durumunu da göz önüne alarak seferber etmemiz şüphesiz daha efdal olur.

Bu yaklaşımımız, Allah bize imkân lütfettiğinde, bilahare yeniden hacca gitmemize de engel olmaz.

Dipnotlar:
1- Her iki hadis için de bakınız: Nesâî, Hac, 1.
2- Nesâî, Zekât, 60 .
3- Âl-i imrân Sûresi, 3/92.
4- et-Terğib, 2/140;

dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,islami sohbetler
 
 
 

« Devamını okuyun...

Hac ibadeti ve duası,Dini Sohbet

 Hac ibadeti ve duası,Dini Sohbet

Hac esnasında yapmamız gereken duâlar nelerdir?”

 

Muhterem hacıların bu gün sabah namazından sonra istikametleri, Arafat! Arafat’ta öğle vaktinde öğle ile ikindi namazını cem’-i takdim ile kılacaklar ve mümkünse Cebel-i Rahme yakınlarında, mümkün değilse çadırlarda vakfeye başlayacaklar. Gün boyu Arafat’ta tekbir, tehlil, telbiye, zikir, fikir, ibadet ve duâ hıçkırıkları ile mübarek gözyaşları yüzlerinden süzülecek. Allah kabul eylesin!

Peygamber Efendimiz (asm) ibadeti duânın özü olarak nitelendiriyor. Her ibadette baştan sona duâ ile yoğrulma özelliği vardır. Bu, hacda daha fazladır. Hac ile ilgili duâlardan bir demet şöyledir:

Kâbe’yi tavaf ederken şöyle duâ edilir: Bismillahi Vallahü Ekber! Allah en büyüktür. Allah’ım! Sana iman ederek, tazim ve tasdik ederek, ahdini yerine getirerek, Peygamberinin (Aleyhissalatü Vesselâm) sünnetine uyarak Kâbe’yi tavaf ediyorum. Benden kabul buyur!”

Birinci, İkinci ve üçüncü şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Haccımızı mebrur, sayimizi makbul, günahlarımızı mağfur kıl!

Dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Affet! Allah’ım! Merhamet et! Allah’ım! Biz kullarını bağışla! Allah’ım! Sen Aziz ve Kerimsin! Yâ Rabbenâ! Bize dünyada hasene, âhirette de hasene ver! Bizi Cehennem azabından koru!”

Sa’y yaparken şöyle duâ edilir: “Allahü Ekber Allahü Ekber, Allahü Ekberü ve lillahil- hamd. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur. Bize hidâyet eden Allah en büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve ala külli şey’in kadîr. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nundur. Yaşatan ve öldüren O’dur. O hayat sahibidir ve ölümsüzdür. Her hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. Sözünü yerine getirmiş, kuluna yardım etmiştir. Düşman ordularını tek başına mağlûp etmeye kadirdir. Allah’tan başka ilah yoktur. Biz ancak O’na ibadet ederiz. Kâfirlerin hoşuna gitmese de dini yalnız O’na has kılarız. Dini yalnız O’nun için yaşarız. Allah’ım! Sen, “Bana duâ edin, icabet edeyim” buyurdun. Sen asla sözünden caymazsın. Beni İslâm’a hidayet ettiğin ve hac ibadetini yapmaya muktedir ve muvaffak kıldığın gibi, dünyadan Müslüman olarak çıkıncaya kadar da hidayetini benden esirgeme! Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl! Allah’ım! Senden rahmetini, mağfiretini, azimetini ve Cennetini istiyorum! Allah’ım! Senden takvâyı, maddî ve mânevî zenginliği, ve nâmuslu olmayı istiyorum! Duâlarımızı kabul buyur!”

Arafat’ta vakfe esnasında şöyle duâ edilir: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allah’ım! Hamd ancak Sanadır. Allah’ım! Namazım, ibâdetim, hayatım, ölümüm Senin içindir. Dönüş Sanadır. Ey Rabb’im! Benim her şeyim Senin emanetindir. Rezilliğin ve Senin izzetine dokunan şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum. Allah’ım! Bize dünyada ve âhirette iyilik ver! Beni Cehennemden azad et! Kullarını Cehennemden azad et!”

Müzdelife’de ve Meş’aru’l-Haramda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Senden bütün hayırları istiyorum. Bütün kötülüklerimi ıslâh etmeni istiyorum. Bütün şerleri benden uzaklaştırmanı istiyorum. Bunu Senden başkası yapamaz. Bunu ancak Sen yapabilirsin.”

Kurban Günü Mina’da şöyle duâ edilir: “Elhamdülillah. Hamd ancak Allah’a mahsustur. O Allah ki, beni afiyet içinde Mina’ya getirdi. Allah’ım! Burası Mina’dır. Ben Senin kulunum! Senin elinin altındayım! Velî kullarına ancak Sana minnet ettirdiğin gibi, beni de ancak Sana minnet ettir! Allah’ım! Rezillikten, aşağılıktan, dînim hususunda fitneye düşmekten, Senin celâline dokunan dalâletten ve musîbetlere uğramaktan Sana sığınıyorum. Sen merhametlilerin en Merhametlisisin.”

 

DUÂ

Ey Müheymin-i Rahman! Hacıların haclarını, kurban kesenlerin kurbanlarını, oruç tutanların oruçlarını, namaz kılanların namazlarını kabul buyur! İbadetlerimizi rızana vesile kıl! Duâlarımızı ve ibadetlerimizi ucbdan, riyadan, fahrden, kibirden, gururdan, şirk-i hafiden ve her türlü kirlerden halas eyle! Bizi cehennem azabından azad eyle! Bizi cennetine vasıl eyle! Âmin!
      dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,islami sohbetler

 

« Devamını okuyun...

Umre yollarında,islami sohbet

Umre yollarında,islami sohbet

Umre tavafını izah eder misiniz? Yapılışı, hikmetleri ve tavaf esnasında okunan duâlar hakkında bilgi verir misiniz? Tavaf esnasında Cevşen, Tahmidiye, Sekine vb. gibi duâlar okunur mu?”

Hac aylarında hac yolculuğu, hac ayları dışında da umre yolculuğu ibadet amaçlı ve ibadet nitelikli güzel yolculuklardandır. İbadet niyetiyle olunca her adımı, her soluğu, her karesi ibadet hükmüne geçiyor ve sevap kazandırıyor. Hac ve umre zamanlarında yeryüzü adeta tek bir ağız, Bediüzzaman’ın ifadesiyle tek bir insan hükmünde, azametine nispeten büyük bir sada ile Allahü Ekber sesleriyle çınlıyor, semavatı çınlatıyor, berzah âlemlerinde dalga dalga bu sada yayılıyor.1
Hacda ve umrede tavaf, öncelikle bir emirdir ve ibadettir. Bu emir ve ibadet, mü’mini kâinatın ritmine uydurarak büyük bir tefekkür kapısı açıyor. Kâinatta maddenin en küçük yapıtaşı olan atomdan tutun, en büyük kürelere, gezegenlere, yıldızlara ve galaksilere kadar her şey dönüyor, her şey Allah’ın emrine teslimiyet içinde tavaf halindedir. Hesapsız, sayısız, sınırsız atomların çekirdekleri etrafında sayısız elektronlar döndükleri gibi, gezegenler güneşleri etrafında dönerler, güneş ve yıldızlar galaksileri içinde belirli bir yörünge çerçevesinde dönerler, dev galaksiler kendi çekirdekleri etrafında dönerler. Kur’ân bu baş döndürücü dönüşleri, “Her biri bir yörüngede yüzmektedir”2 âyetiyle haber veriyor.
İşte yüz binlerce Müslüman Kâbe’nin etrafında Allah deyip dönerlerken, kâinatın bu eşsiz ritmine ayak uydurmuş olurlar. Kâbe’nin etrafında dönen Mü’minlerin yörüngesine kendini bırakan Müslüman, bu ibadetin hazzıyla yıkanır, arınır ve günahlarından bağışlanır.
Kâbe’yi tavafa Hacerü’l-Esvedin hizasından başlanır. Hacerü’l-Esved hizasına gelmeden az önce, “Allah’ım! Senin rızan için umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu bana kolay kıl ve benden kabul eyle!” diye niyet edilir. Hacerü’l-Esved yakındaysa öpülerek, uzaktaysa elin içiyle selâmlanır. Ellerin içi omuz hizasında kaldırılıp Hacerü’l-Esved’e doğru uzatılır. Bu esnada “Bismillahi Allahü Ekber” denilir. Böylece Hacerü’l-Esved selâmlanmış olur.
Burada durulmaz, Kâbe soluna alınarak tavafa başlanır. Kâbe’nin etrafında her dönüş bir şavttır. Tavaf yedi şavttan oluşur. Tavaf yaparken çeşitli duâlar okunabilir. Tövbe ve istiğfarda bulunulabilir. Allah zikredilebilir. Burada okunan duâların Kur’ân’dan veya hadislerden iktibas edilen duâlardan olması daha faziletlidir. Meselâ “Rabbena âtina fi’d-dünya haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr.” (Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!) âyeti bir Kur’ân duâsıdır. Ve namazlarda okuduğumuz gibi, tavaf esnasında da okuyabiliriz. Diğer duâlar da okunabilir. Tavaf esnasında Cevşen okunabileceği gibi, tahmidiye ve sekine gibi Kur’ân âyetlerinden muktebes duâlar da okunabilir. Veya başka duâlar da okunabilir. Duânın Arapça okunması şart da değildir. Herkes kendi lisanınca duâlar da yapabilir. İçimizden geçenler, istek ve ihtiyaçlarımız kendi dilimizce zikredilip istenebilir. Hiç duâ yapılmaması da tavafta bir eksiklik değildir. Duâlarımızı mümkün mertebe Kur’ân, hadisler veya Cevşen gibi vahye dayalı metinler okuyarak yapmak şüphesiz en faziletli olanıdır. Çünkü bizim dünyada ve ahirette ne ihtiyacımız varsa âyetlerde, hadislerde veya cevşende duâ diliyle zikrini bulmuştur. Onun için hazır elimizde Kur’ân, hadisler ve cevşen varken ne isteyeceğimizi düşünmeye gerek de yoktur. Duâda esas olan, duâyı sessizce ve içtenlikle yapmaktır. Bağırarak veya yüksek sesle ağlayarak duâ yapmak doğru değildir. Tavaf yapan diğer insanları rahatsız etmemek gerekir.
Tavaf esnasında malayani konuşmaktan kaçınmalıdır. Genelde tefekkürü tercih etmeli ve gereksiz kelâm etmemelidir.
Tavaftan sonra sa’y yapacak erkeklerin tavafın ilk üç şavtında remel yapmaları sünnettir. Remel, kısa adımlarla koşar gibi ve omuzları silkerek çalımlı yürümektir.
Tavaf ara vermeden yapılır. Fakat namaz için kamet getirilmesi, abdest bozucu bir hâlin meydana gelmesi, yorulmak gibi sebeplerle tavafa ihtiyaç ölçüsünce ara verilebilir. Meselâ kamet getirilmişse namaza durulur, tavaf namazdan sonra tamamlanır. Abdest alma ihtiyacı doğmuşsa abdest alınır veya yorulmuşsa biraz dinlenip tavafa kaldığı yerden devam edilebilir.
Tavaftan sonra, mümkünse makam-ı İbrahim’in arkasında, orada yer yoksa herhangi bir yerde iki rekât tavaf namazı kılınır ve duâ edilir.

DUÂ

Ya Mucîbe’d-Daavât! Yolculuklarımızı hayırlı, tavafımızı makbul, sa’yimizi meşkur, haccımızı mebrur, umremizi kabul eyle! Niyetimizi hayırlı amellerle tezyîn kıl! Amelimizi güzel niyetlerle mebrur kıl! Bizi halis niyetsiz ve güzel amelsiz eyleme! Âmin!

Dipnotlar:

1- Lem’alar, s. 131.  2- Yasin Sûresi: 40.

 
Dini Sohbet, iSlami Chat, Nur Sohbet, iSlami Sohbet, Dini Chat …
 

 

« Devamını okuyun...

İslâm âlemini bir araya toplayan ibadet: Hac ,Dini Sohbet

 İslâm âlemini bir araya toplayan ibadet: Hac ,Dini Sohbet

Üstad Hazretlerinin hacla ilgili İslâm âlemine ikazını delilli olarak şerh eder misiniz?”

Bediüzzaman Hazretlerine göre Müslümanların hac ibadetinin hikmetini ihmal etmeleri musîbeti değil, gazap ve kahrı celp ediyor. Bunun cezâsı da günahların kefâreti olarak değil, çoğalması olarak tecellî etmiştir. Nitekim Müslümanlar haccın mânâ, hikmet ve muhtevâsını ihmal etmekle haccın önemli hikmetlerinden olan;

1-Tanışmak ve kaynaşmakla fikir, gaye ve hedef birliği kurmayı,

2-El ele vererek ortak çalışmayı gerektiren İslâmiyet’in yüksek siyâsetini,

3-İslâm toplumunun yüksek ve geniş menfaatini gözetecek yeni çözümler üretmeyi ihmal etmişlerdir.

Bu ihmal ise gayr-i Müslim düşmanın, milyonlarca Müslüman’ı Müslüman aleyhine kışkırtmasını kolaylaştırmıştır. İşte son iki yüz yıldan beri İslâm âlemi olarak içine düşürüldüğümüz yalnızlığın, ayrılıkların, ihtilafların, küçük küçük devletlerle her bir Müslüman topluluğun gayr-i Müslim unsurların emri ve yönlendirmesi altına girmesinin kader cihetiyle sebebi bu dehşetli ihmaldir.

Meselâ: İngilizlerin sömürüsü altındaki Hind ülkesi bin seneden beri İslâm’a hizmet eden pederi hükmündeki Osmanlı’yı düşman zannetmiştir. Şimdi oturup bağırıyor! Rusların istilâsı altındaki Tatarlar ve Kafkaslar, vâlidesi hükmünde olan Osmanlıya cephe almışlardır. Şimdi ayak ucuna oturmuş ağlıyorlar! İngiliz oyununa yenik düşen Araplar, bin yıllık kahraman kardeşi olan Osmanlıyı düşmana karşı yalnız bırakmışlardır. Şimdi şaşkınlıklarından ağlamasını da bilmiyorlar! Fransız ve İtalyan sömürüsü altındaki Afrika bin yıllık birâderi olan Osmanlıyı cephede kendi kaderine terk etmiştir. Şimdi bağırıp çağırıyor!

Ve İslâm âlemi bin yıldan beri İslâm bayrağını şerefle bağrında taşıyan ve şanla başında taç yapan bayraktar oğlu Osmanlıyı gaflet içinde terk etmiş, Osmanlının düşman tarafından bozguna uğratılmasına ve yıkılmasına göz yummuştur. Şimdi çâresiz bir anne gibi saçlarını yolarak âhu fizar ediyor!

Böylece İslâm âlemi, mutlak hayır olan haccı İslâm’ın yüksek kongresi sayıp gereği ile amel etmediğinden, mutlak şer olan düşman bayrağı altında dehşetli baskılar, sadmeler, sarsıntılar geçirmiş; dayanılmaz zulümler, saldırılar, sömürüler görmüş; öz vatanlarında etkisiz, yetkisiz, hükümsüz ve garip bırakılmıştır.

Oysa korkak tavuk, yavruları yanındayken şefkatini güce dönüştürmekte, dev gibi hayvanlara saldırabilmektedir. Keçinin kurttan korkusu, zor anlarında cesârete dönüşmekte, boynuzuyla kurdun karnını delik deşik etmektedir. Fıtrî meyiller, mukavemeti kırarlar, karşılarında güç ve kudret tanımazlar. Meselâ bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde olsa bile, kışta soğuğa bırakıldığında, fıtrattan olan genişleme meyli ile demir gülleyi parçalamaktadır.

Evet; şefkatli tavuğun kudreti, gayretli keçinin zor andaki cesâreti ve suyun demir gülleyi dize getirmesi gibi, fıtrî bir heyecan, zulmün soğuk ve kâfirâne düşmanlığına maruz kaldıkça zulmü ortadan kaldırır, düşmanı perişan eder! Rus mojiklerinin Çeçenistan ve Afganistan topraklarındaki çâresizlikleri buna şahittir.

Ne esef vericidir ki, İslâm âleminin dağınıklığı günümüzde de sürüp gitmekte; bir çok Müslüman topluluk, birer müstebit kralın veya jakoben birer yönetimin basîretsiz ve beceriksiz sevk ve idâresi altında, gayr-i Müslim düşmanın kirli ve pis çizmesine maruz kalmakta, sonuçta himâyesiz, korumasız ve savunmasız şekilde kendi kaderi ile baş başa bırakılmaktadır. Dün Bosna, Çeçenistan, Afganistan, bu gün Filistin, Irak bunlardan sadece bir kaçıdır. İslâm âleminin bu acziyeti ve zaafiyeti ise, İslâmı bilmeyen yer altı örgütlerinin cihad bahanesiyle terör yapmalarına davetiye çıkarmaktadır.

Fakat Bedîüzzaman Hazretleri bu derin problem karşısında asla ümitsizlik ekmez. Bedîüzzaman, îmânın özünde bulunan hârikulâde müsbet cesâretin dirilişinin, İslâmiyet izzetinin tabiatında var olan kahramanlığın hayat bulmasının ve İslâm kardeşliğinin uyanmasının her zaman mucizeler gösterebileceğini ve bu diriliş ve uyanışlarla İslâm âleminin topyekün ayağa kalkabileceğini müjdeler.1

Dipnotlar:
1- D. H. Örfî ve Sünûhât, s. 123-125

 
      dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,islami sohbetler
 

« Devamını okuyun...