Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, İman ve Küfür kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

İmanın güzel yönleri

indirHikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak yaratmıştır. Dolayısıyla, kimde iman varsa, o kimse, imanının kuvvetliliği nispetinde güzel ve kıymetlidir. İmanı olmayan, kim olursa olsun kıymetsizdir, çirkindir. O halde, insanın güzelliği, göz ve kaş güzelliği değil, iman güzelliğidir, kalb güzelliğidir. İmanı kuvvetli olan, daha güzeldir. Mesela âlimler, evliya zatlar ve takva sahiplerinin imanı daha güzeldir. Eshab-ı kiram çok güzel olduğu gibi, Peygamberler daha çok güzeldir. Peygamber efendimiz ise en güzeldir, çünkü her hücresi imandır, iman nuruyla nur olmuştur. O iman nurunun zerresi kimde varsa o güzeldir. Müminin mümine âşık olması, imanlarının güzel olmasındandır.

« Devamını okuyun...

İman ve Küfür Muvazeneleri

 

iman ve küfür muvazeneleri

Her çağın kendine özgü birtakım problemleri olduğu gibi çağımızın da problemleri vardır. İslam ümmetinin tarihi süreci dikkatle izlenecek olursa görülecektir ki, her fetret döneminde o dönemin manevi hastalıklarına ve yaralarına Kur’an ve Sünnet eczahanesinden reçeteler çıkaran büyük mücedditler, mürşitler ve gönül erleri gelmiştir. Ümmetin en sıkışık olduğu dönemlerde mana âleminin bu yıldız-misâl kahramanları birer meşale gibi dalalet ve bidat karanlıklarını dağıtarak, şüphe bulutlarını bertaraf etmeye ve hakikat güneşini göstermeye muvaffak olmuşlar, ümmeti inkıbaz halinden kurtararak ona bast ve inşirah halini bahşetmişlerdir. İşte Bediüzzaman Said Nursî de tıpkı kendi selefleri gibi ümmetin hayatında tecdid misyonunu üstlenerek bu nurlu ve aydınlık yolu göstermeye çalışmıştır.Hadiste rivayet edildiği gibi, “Şüphesiz ki Allah, her yüzyılın başında bu ümmetin dinini tecdid edecek olan bir müceddit gönderir.” Nübüvvet kapısının kapanmasından sonra teceddüd hareketini üstlenen mücedditler, her asrın ihtiyaçlarını ve koşullarını gözönünde tutarak dinin yenilenmesi anlamında veraset-i nübüvvet makamını deruhte etmişlerdir. Dolayısıyla, Said Nursî de tarihi süreç içerisinde bu geleneğin bir devamıdır.

« Devamını okuyun...

Nazar Boncuğu Gibi Şeyleri Takmak Şirktir

Nazar Boncuğu Gibi Şeyleri Takmak Şirktir
Allah-u teala şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Yemin olsun ki, eğer sen onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette: “Allah yarattı” derler. Sen onlara şöyle de: “Söyleyin bakalım eğer Allah bana herhangi bir zarar vermek istese, sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız O’nun bu zararını giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese O’nun bu rahmetini durdurabilirler mi? De ki: “Bana Allah yeter. Güvenenler sadece O’na güvensinler.” (Zümer: 38) Allah-u teala göklerin ve yerin yaratıcısı, yegane kudret ve kuvvet sahibidir. Kullarına bir fayda vermek istediğinde O’na engel olabilecek veya bir zarar vermek istediğinde o zararı defedebilecek hiçbir şey, güç ve kudret yoktur. Her şey O’nun elindedir. Dilediğini dilediği kimseye verir. Dilediğini de dilediği kimseden alır.

« Devamını okuyun...

İmanı koruma zamanı,Dini Sohbet,islami sohbet

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Âhir zaman, Ehl-i sünnet itikadını doğru öğrenip, iman hırsızlarına karşı imanı koruma zamanıdır. Başka şey çalınsa, o kadar önemli olmaz; ama Allah korusun, imanı çalınan sonsuz olarak Cehenneme gider. İlmihalini bilmeyen, imanını koruyamaz.

Bozuk din adamlarını dinlemek, bozuk bir din kitabını okumak çok zararlıdır; çünkü imanı kaybetme tehlikesi var. İnsan altını, elması sokağa bırakmaz. Aksine, en iyi şekilde korumaya çalışır. İman ise bunlarla kıyaslanamayacak derecede kıymetlidir. Bu yüzden, öyle kimseleri dinlemek, öyle yazıları okumak çok tehlikelidir. Bir gün Hazret-i Huzeyfe, Resulullah efendimize sordu:

— Yâ Resulallah, acaba Müslümanlar İslamiyet’ten önceki hallerine döner mi?

— Hayır, dönmezler; ama bizden sonra bulanık bir zaman gelir.

— Bulanık ne demektir yâ Resulallah?

— Yani iyiler olur, kötüler olur, âlimler olur, zalimler olur, karışık bir zaman olur. Ondan sonra, daha kötü bir zaman gelir.

— O zaman neler olur ya Resulallah?

— O zaman, dini anlatanların peşine gidenler Cehenneme gidecek.

— Din diye neyi anlatacaklar?

— Kur’an-ı kerimden, hadis-i şeriften bahsederler. Ancak Allah’ın, Resulullahın bildirdiklerini değil, kendi düşüncelerini Allah’ın, Peygamberin emri gibi anlatırlar. İşte onların peşinden gidenler felakete uğrayacaktır.

— Yâ Resulallah, o zamanda ben dünyaya gelmiş olsam ne yapmam gerekir?

— Dünyada hak yolda olan bir cemaat kıyamete kadar bulunur. Bu cemaati bul, onlara uy ve kurtul!

— Yâ Resulallah, o cemaati de bulamazsam ne yapmalıyım?

— Onu da bulamazsan evinde otur, kimseye karışma! (Mişkat-ül-mesabih)

Allahü teâlâ, kimseyi karanlıkta bırakmasın! Müslüman olarak çok şanslıyız. O kadar şanslıyız ki, kör bir insanın hayatıyla gözü açık bir insanın hayatı bir olur mu? Allah’a, Peygambere iman eden, gözü açık, görebilen bir insana benzer. Bundan mahrum kalanlar, köre benzer. Köre yani imanı olmayana ise bir şey yapılmaz, sadece acınır. Gerekirse elinden tutulur; ama o insanla tartışılmaz, kavga edilmez.

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat.

« Devamını okuyun...

Ecel ve takdir,islami sohbet,Dini Sohbet

Sual: Herkesin ecelini Allah takdir ettiğine göre, başkasını öldüren veya intihar eden kimse niye suçlu oluyor?
CEVAP
Allahü teâlâ elbette kimin ne zaman ve nasıl öleceğini, intihar edip etmeyeceğini, kimin kimi öldüreceğini bilir. Bilmeyen de zaten ilah olamaz. Allahü teâlâ, kimin Cennete, kimin Cehenneme gideceğini de biliyor. Allah’ın bilmesi demek, o işi zorla yaptırması demek değildir. Mesela, takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Aksine, güneş o saatte doğacağı için, takvime yazılır. Bir kimsenin ne yapacağını, ne zaman ve nasıl öleceğini, cennetlik mi, cehennemlik mi olduğunu Allahü teâlâ elbette bilir. Bu, kaderine yazılır. İnsan kaderine yazıldığı için o işi işlemiyor. Ne iş işleyeceği bilindiği için, kaderine o iş yazılıyor. Falanca intihar edecek, falanca falancayı öldürecek, falanca şu günahı işleyecek diye bilindiği için yazılıyor. Onun için, günah işleyen, günahından sorumlu oluyor. Adam öldüren, katilliğinden sorumlu oluyor. İntihar eden, intiharından sorumlu oluyor.

Günaha tevbe etmeli
Sual: Günaha tevbe etmemek veya tevbeyi geciktirmek de günah mıdır?
CEVAP
Elbette günahtır. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
İşlenen günaha tevbe etmemek, o günahı işlemekten daha kötüdür. (2/110)

Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat kadar geciktirince, günah iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları)

“Allah’ın mucizesi”
Sual: Kalbin çalışmasına, gözün görmesine Allah’ın mucizesi demek caiz mi?
CEVAP
Caiz ise de, Allah’ın kudreti, hikmeti demeli, çünkü mucize peygamberlere mahsus bir harika, yani olağanüstü bir hâldir. Allah’ın kerameti de denmez, çünkü keramet, evliyaya mahsus bir harikadır. Allah’ın sihri de denmez, çünkü sihir, kâfirlerden görülen harika demektir. Her tabiri yerli yerinde kullanmalıdır.

Hatalı okumak
Sual: Kadir suresindeki melaiketü yerine melaiketi okumak namazı bozar mı?
CEVAP
Buna irab hatası denir. İrab hataları namazı bozmaz. Melaikete dense de bozmaz.

« Devamını okuyun...

İmanda ortak nokta,islami sohbet,Dini Sohbet

Sual: (Hristiyanlarla iman birliğimiz olduğu için, ortak olan kelimede buluşuyoruz. Onlar da, Allah’a inanıyorlar) deniyor. İmanda birliğimiz var mı? Allah inancında ortak mıyız?
CEVAP
Hayır, iman birliğimiz olmadığı gibi, Allah inancında bile ortak noktamız yoktur.

Biz, (Allah birdir) deriz; onlar teslise inanırlar, (Tanrı üçtür) derler.

Biz, (Allah mekândan münezzehtir) deriz; onlar, (Tanrı göktedir) derler.

Biz, (Allah insana veya hayâl edilen hiçbir şeye benzemez, oğlu kızı yoktur, doğmamıştır ve doğurmamıştır) deriz; onlar (Tanrı baba) ve (Tanrının oğlu vardır, melekler tanrının kızlarıdır) derler. Melek diye kanatlı kız resimleri yaparlar.

Biz, (Allah hiçbir şeyi yapmaya mecbur değildir) deriz; onlar (Tanrı, günahkâr doğan insanların kurtuluşu için biricik oğlunu, suçsuz kuzusunu kurban etmek zorunda kaldı) derler. Hâşâ (Oğlunu kurban etmeden insanları affedemezdi) derler.

Biz, (Allah madde değildir, onunla birleşme olmaz) diyoruz. Hristiyanlar ise şöyle diyor: (İlahımız İsa, havarileriyle son akşam yemeğinde, ekmeği bölüp, “Alın yiyin, bu benim bedenimdir” demiş ve şarabı verip, “İçin, bu benim kanımdır, benden sonra bunu hatırlayın” demiş.)

Bunun için kiliselerde, papazların bir ekmek üzerine dua okuyunca, bu ekmeğin Hazret-i İsa’nın eti olacağına, ekmeği parçalara ayırınca onun kurban edilmiş sayılacağına, bir tastaki şaraba okuyunca, onun kanına dönüşeceğine ve ekmek parçalarını alıp şaraba batırarak yiyenin, tanrıyla birleşeceğine inanırlar. Görüldüğü gibi, imanın altı şartı olan iman birliğinde değil, sadece Allah inancında bile bir birliğimiz yoktur.

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat.

« Devamını okuyun...

Nefsin gayesi,Dini Sohbet,islami sohbet

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Herkes düşmanı dışarıda arıyor, bu yanlıştır. Dünyada insana en büyük düşman yine kendisidir. Çünkü Allahü teâlâ insanın içine öyle bir canavar, öyle bir melun, öyle bir dinsiz koymuş ki, yaratılış itibariyle, her zerresi Allah’a, Resulüne ve âhirete düşmandır. Bu, nefstir. İyilikten bir zerre nasibi yoktur. Bununla dost olmak, hubb-i fillaha ve buğd-i fillaha aykırıdır. Hubb-i fillah demek, Allahü teâlâyı, Onun sevdiklerini yani Müslümanları Allah rızası için sevmektir. Buğd-i fillah da, Allah’ın düşmanı olan nefsi ve onun arkadaşlarını sevmemektir. Her türlü haram, nefsin arkadaşı, gıdasıdır.

İnsanlar, dünyada kimi severse, onunla beraber haşrolacaktır. Kendi nefsinin istekleriyle yaşayan bir insan, nasıl Allahü teâlânın dostu olabilir, nasıl Allahü teâlânın rızasına kavuşabilir? (Kimi sevdiysen, kimin yolunda gittiysen şimdi de onunla beraber ol!) derler.

İşte insanın kendi kendine, neyin doğru olduğuna karar vermesi, nefsinin şerrinden korunması neredeyse imkânsızdır. İmam-ı Rabbani hazretleri, bunun çok zor olduğunu bildiriyor. İnsan ancak, din kardeşiyle beraber olmakla kurtulabilir. İnsanın nefsi, din kardeşinin yanında azıp kuduramaz, çünkü din kardeşi, hiçbir şey yapmasa bile, onun kalbindeki, hocasına karşı, Allahü teâlâya karşı olan muhabbet, bileşik kaplar usulü mutlaka bize tesir eder, yani bizi kötülükten, kötü düşünceden korur. Hele bir de din büyüklerimizden bahsedilir veya onların kitaplarından okunursa, nur üstüne nur olur. İşte rahmet budur. Ama insan tek başınayken etrafında dolanır durur. Uygun arkadaş bulmadan yola çıkmamalı. Bunun için, (Önce refik, sonra tarik) denmiştir. Yani önce yol arkadaşını seçmeli, sonra yola çıkmalı. Âhiret yolunda da salih kimselerle yola çıkmalı.

Nefsin gayesi nedir? Nefis, haram işlete işlete insanı kâfir yapar, onun nihai hedefi küfürdür. Çünkü insanı sonsuz felakete sürüklemek ister. Bununla nasıl dost olunur? Adamın biri 30-40 yıldır aynı camiye gider, ancak camiye her gidişinde (Acaba cami nerede?) diye sorar. Sonunda biri, (Amca sen bu camiyi biliyorsun, aklın da yerinde, niçin devamlı cami nerede diye soruyorsun?) der. (Evladım, nefsimin dediğini yapmamak için soruyorum. Sana sorunca, senin dediğin yere gitmiş oluyorum) der. İşte salihler, nefse uymamaya bu kadar çok dikkat ederlerdi

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat

« Devamını okuyun...

Kötü imamın arkasında kılınan namaz, kötü kimse üzerine kılınan cenaze namazı ve kötü komutanla birlikte yapılan cihad geçerli midir-Dini Sohbet

Bu hadis zayıf mı sahih mi? Ebu Hureyre (r.a.)’den; demiştir ki: Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu: “İyi olsun kötü olsun her (müslüman) devlet reisi ile birlikte cihad üzerinize (düşen) kaçınılmaz bir görevdir. İyi olsun kötü olsun her müslüman (imam)ın arkasında namaz kılmanız üzerinize (düşen) kaçınılmaz bir görevdir. (Hatta o imam) büyük günahlar işlemiş bile olsa. İyi olsun kötü olsun (ölen) her müslümanın üzerine (cenaze) namaz(ı) kılmak farz(-ı kifaye)dir. Büyük günahlar işlemiş olsa bile.”

Değerli kardeşimiz;

Sorudaki hadis rivayetinin şu ifadesini gördük:

Ebu Hüreyre anlatıyor: Resulullah şöyle buyurdu: “Her iyi kimsenin de kötü kimsenin de arkasında namaz kılın.. Her iyi kimsenin de kötü kimsenin de (cenazesi) üzerinde namaz kılın.. Her iyi kimse ile de kötü kimse ile de birlikte cihad edin”. Hadisi Beyhaki rivayet etmiştir. (bk. Kenzu’l-Ummal, h. no: 14815)

Sorudaki şekliyle hadisin İbn Hanbel’in Müsned’inde yer aldığı bildirilmiştir. (-Muhataratu merkezi’l-Fetva) Ancak biz oradaki ifadeye rastlayamadık.

Muhataratu merkezi’l-Fetva’da belirtildiğine göre, İbn Hacer’in dahil olduğu büyük hadis alimlerine göre bu konuda gelen bütün rivayetler zayıftır.

Ancak, eskiden beri bu hadisle amel edilmektedir. Tabiinden büyük insanlar açıktan günah işleyen kimselerin arkasında namaz kılmışlardır.

Buna göre, kötü imamın arkasında kılınan namaz, kötü kimse üzerine kılınan cenaze namazı ve kötü komutanla birlikte yapılan cihad geçerlidir. Onların günahları ve hataları, yapılan ibadetleri boşa çıkarmaz. Bu ibadetlei yapan kişi sevabını ve mükafatını alır.
Selam ve dua ile…

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat

« Devamını okuyun...

Münafık kime denir,Dini Sohbet

Münafık kime denir

Münafık kime denir? Fasıklık ile münafıklık aynı şey midir? Büyük günah işleyen birine münafık mı denir, fasık mı?”

Münafığın tanımı hakkında Kur’ân’da şu açıklamaları buluruz: “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridirler; lâkin anlamazlar. Onlara ‘İnsanlar iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiği vakit ‘Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz?’ derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler. (Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit ‘(Biz de) iman ettik’ derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: ‘Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (mü’minlerle) sadece alay ediyoruz’ derler. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misâlidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.”1

Bu âyetlerin genişçe tefsirini yapan Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre münafıklar:

1-Allah’ı kandırmak gibi imkânsız bir işe kalkıştıkları için ahmaktırlar.

2-Çıkarlarını düşünme çabasıyla kendilerine zarar verdikleri için sefih ve akılsızdırlar.

3-Faydayı zarardan ayırt edemedikleri için cahildirler.

4-Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat kaynakları ölmüş rezil kimselerdir.

5-Şifa talebiyle hastalıklarını artırdıkları için aşağılıktırlar; sürünmeye mahkûmdurlar.

6-Elemden başka bir şey vermeyen bir kuvvetli azap ile tehdit edilmişlerdir.

7-İnanmadıkları halde “inandık” dedikleri için, insanlığın en aşağılık sıfatı olarak yalancıdırlar.2

Fasıklık ise Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, haktan yüz çevirmek, haktan ayrılmak, günahta haddini aşmak, dünya hayatı ve mutluluğu için mukaddesât dâhil her şeyi feda etmektir. Fasıklığın kaynağı, akıl, gazap ve şehvet denilen üç kuvveti ifrat veya tefrit içinde kullanmaktır. Yani bu üç kuvveti abartarak kullananlar, fıska düşerler, büyük günah işlemiş olurlar.3 Başka bir ifadeyle, büyük günahı açıktan işleyen, işlediği günahtan sıkılmayan, mahcup olmayan, günahlarıyla övünen ve zulüm yapmaktan lezzet alan kimselere de fâsık denmiştir.4

Çevremizde bulunan ve îmânsız olmayan, îmânda bizi aldatmayan ve açıktan büyük günah işlemeyen Müslümanları, her ne kadar amelsiz ve günahkâr da olsalar münâfık veya fâsık diye nitelememiz, onları dışlamamız, onları kınamamız, onları yargılamamız, onları sınıflandırmamız, onları kodlamamız doğru olmaz. Doğru olan, onlar için duâ etmemizdir. Doğru olan, onlar için de, kendimiz için de Rabb-i Rahîm’den tevfîk ve hidayetini eksik etmemesini dilememizdir. Doğru olan, onların–bilhassa bunlar yakınlarımız ise—bağışlanmaları için Cenab-ı Hakka niyaz etmemizdir.

Unutmayalım; büyük günah işleyen dinden ve imandan çıkmış olmaz. Çünkü insandaki nefis, şeytanı her vakit dinler.5 Öyleyse fâsık, nefsine ve şeytanına aldanmış kişidir; fakat dinsiz ve imansız kişi değildir.

Dinsiz ve imansız, ya kâfirdir, ya münafıktır. İmansızlığını gizlemiyorsa, kâfirdir; gizliyorsa münafıktır. Fakat gizleyen kimsenin gerçek hâlini de biz ancak Allah’a havale ederiz. İnandığını söyleyen kimseyi münafıklıkla itham edemeyiz.

Dipnotlar:

1 – Bakara Sûresi: 8-20,
2 – İşârâtü’l-İ’câz, s. 87,
3 – İşârâtü’l-İ’câz, s. 215,
4 – Mektûbât, s. 268
5 – Lem’alar, s. 78

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri

« Devamını okuyun...

Tövbemiz ve Allah´ın affı,Dini Sohbet

Tövbemiz ve Allah´ın affı

Günahlardan birçok kere tövbe edilse Allah affeder mi?”

Tövbe resmî bir törenden ibaret değildir. Tövbe insanın özünde meydana gelen bir pişmanlıktır, insanın Allah için günahtan dönmeye ciddî karar vermesidir.

Dinimizde ümitsizlik yoktur. Allah Kur’ân’ın birçok âyetinde Kendi Yüce Zatını bize “Erhamü’r-Râhimîn”, “Settâru’l-Uyûb”, “Äžâfiru’z-Zenb” isimleriyle tanıtır. İşte bir âyet: “Muhakkak Ben, tevbe eden, îmân eden, amel-i sâlih işleyen ve hidâyet üzere olan için Äžaffâr’ım (çok mağfiret ediciyim).”1

Esas olan tövbe etmektir, Cenâb-ı Allah’tan mağfiret istemektir, Allah’ın affına sığınmaktır. Ve bunda halis olmaktır, bunu Allah korkusuyla yapmaktır. Dinimizde günah ne kadar büyük olursa olsun, affedilmeyeceğini ummak yoktur. Peygamber Efendimiz (asm); “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizlerin yerine günah işleyip de hemen Allah Teâlâ’dan mağfiret isteyen ve Allah’ın da kendilerini bağışlayacağı bir kavim yaratırdı.”2 buyurmak suretiyle Cenâb-ı Allah’ın, kulun istiğfar etmesine verdiği ehemmiyeti bildirir. Kul, bilerek veya bilmeyerek hata eder, yanılır, sürçer, ayağı kayar, büyük veya küçük günah işler. Fakat Allah korkusuyla günahlarından pişman olduğu anda, Cenâb-ı Hakk’ı Äžafûr, yani hadsiz mağfiret Sahibi ve bağışlayıcı olarak yanında bulur.

İşte Kur’ân’ın çağrısı: “De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O Äžafûr’dur, Rahîm’dir. (çok bağışlayan ve çok acıyandır)”3

İnsanın, ömür ve gençliğinde birçok yanlış ve batıl tercihlere girdiğini; sonunda ise elinde elem verici günahlar, zillet verici elemler ve dalâlet verici vesveselerden başka bir şey kalmadığını hatırlatan4 Bedîüzzaman Hazretleri, Äžaffâr isminin günahların varlığını gerektirdiğini5, fakat kulun Fâtır-ı Zülcelâl’in dergâh-ı rahmetinde kusurunu itiraf etmesinin önemli olduğunu6; kusurunu itiraf ederek istiğfar edenin şeytanın şerrinden kurtulacağını, Allah’a sığınacağını ve affa müstahak olacağını7; Äžaffâr, Settâr, Tevvâb ve Vehhâb isimlerinin tövbeyi ve affı istediklerini8 kaydeder.

Üstad Saîd Nursî’ye göre, Rahîm ismi Äžaffâr mânâsındadır.9 Cenâb-ı Hak mağfiret isteyen tevbe ehli kullarına çok müşfik ve çok merhametlidir. Enâniyeti bırakıp, şerden, tahripten ve nefse itimaddan vazgeçerek istiğfar eden, hayrı yalnız Allah’tan isteyen ve Allah’a tam kul olan bir kul, “Allah kötülükleri iyiliklere çevirir.”10 Âyetinin sırrına mazhar olur. İnsandaki nihayetsiz şer kabiliyeti, nihayetsiz hayır kabiliyetine dönüşür ve böylece insan ahsen-i takvim kıymetini alarak Allah katında en yüksek mertebelere çıkar.11

Her bir günahı bir manevî yılan olarak niteleyen Bedîüzzaman Hazretleri, imanın selâmeti için bu yılanların imha edilmesinin şart olduğunu, aksi takdirde imanın mahalli olan kalbimizi mütemadiyen ısıracağını haber verir. Bu yılanı imha etmenin tek yolu da, Allah’ın mağfiretine sığınmak, yani tövbe ve istiğfar etmektir.12

Üstad Bedîüzzaman’a göre, bu âyet bütün günahkârlarca ve hatta tüm insanlıkça çok iyi anlaşılmalıdır. Çünkü herkes her zaman sâlih amele muvaffak olmayabilir, herkes her zaman günah işleyebilir. Bu âyetin en büyük mesajı şudur ki: Salih amele muvaffak olamayan veya büyük/küçük günah işleyen herkes muhakkak tevbe etmeli ve muhakkak Allah’ın mağfiretine sığınmalıdır. Hiç kimse asla ümitsizliğe düşmemelidir. Allah’ın af kapısı her zaman ve her kul için açıktır. Ümitsizliğe mahal yoktur.13 Öyleyse, Mevlânâ’nın o meşhur sözünü kulağımızda hep küpe yapalım: “Yeter ki gel! Bin defa tövbeni bozmuş olsan yine gel!”

Saîd Nursî Hazretlerine göre Kur’ân’ın, “Şüphesiz Allah Halim’dir, Äžafûr’dur. (ceza vermekte acele etmez ve çok bağışlayandır)”14 gibi âyetleri insana büyük bir rica ve ümit kapısı açmıştır.15 Rahîm ismi, Äžafûr burcunda insana el uzatarak, insanın içindeki karanlık âlemleri ışıklandırmıştır.16

İşlediğimiz büyük/küçük günahlardan arınmak için tövbeden, Allah korkusunu tatmaktan, Allah’a sığınmaktan ve Allah yolunda bulunmaya devam etmekten başka çaremiz yoktur.

Dipnotlar:
1- Tâ-hâ Sûresi, 20/82;
2- Müslim, Tevbe, 11;
3- Zümer Sûresi, 39/53;
4- Lem’alar, s. 133;
5- Lem’alar, s. 59;
6- Nûr’un İlk Kapısı, s. 32;
7- Lem’alar, s. 91;
8- Mesnevî-i Nûriye, s.113;
9- İşârâtü’l-İ’câz, s. 25;
10- Furkan Sûresi, 25/70;
11- Sözler, s. 290;
12- Lem’alar, s. 14,15;
13- Mesnevî-i Nûriye, s. 57;
14- İsrâ Sûresi, 17/44;
15- Sözler, s. 394;
16- Mektûbât, s. 399

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri

« Devamını okuyun...

Sonraki Yazılar »