Tevhidedavet

Burası category.php şablonu, Peygamberler kategorisindeki yazılar görüntüleniyor.

Peygamberler İnsanlara Şefaat Edecekler mi

  • Tarih : 27 Ağustos 2014
  • Kategori : Peygamberler
  • Yorum Yok

Peygamberler İnsanlara Şefaat Edecekler mi ,üm Peygamberler Şefaat Edecekler mi İnsanlar, kıyamette Âdem aleyhisselama gidip, derler ki:

(Sen aziz ve şerif bir Peygambersin ki, Allahü teâlâ seni yarattı. Melekleri sana secde ettirdi. Sana kendi ruhundan üfledi. Kaza ve hesaba başlaması için bize şefaat eyle ki, Allahü teâlâ ne murat ederse, onunla mahkûm olalım. Ve nereye emrederse, herkes oraya gitsin. Her şeyin hâkimi ve Maliki olan Allahü teâlâ, mahlûklarına dilediğini yapsın) diye yalvarırlar.

« Devamını okuyun...

Âdem aleyhisselâm Rasûl müdür Nebî midir Dini Sohbet

Âdem aleyhisselâm Rasûl müdür Nebî midir Dini Sohbet,Âdem aleyhisselâm Rasûl müdür Nebî midir?
Allâme Şeyh Muhammed b. Sâlih el-‘Useymîn rahimehullah’a soruldu:

Soru: Âdem aleyhissalâtu ve’s-selâm rasûl müdür nebî midir?

Cevap: Âdem rasûl değildir, ancak nebîdir. Nitekim İbn Hibbân’ın Sahîh’inde tahrîc edilen hadîsde şöyle rivâyet edilmiştir: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e “Âdem nebî midir?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Evet, konuşulan bir nebî idi.” [Ahmed (21036)] Ancak o, rasûl değildi. Bunun delîli Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “İnsanlar tek bir ümmet idi. Derken Allah müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak nebîler gönderdi.” [Bakara, 213] Yine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaat hadîsindeki şu sözü de bunun delîlidir: “İnsanlar Nûh’a gider ve derler ki: Sen Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk rasûlsün.” [Buhârî (3361); Müslim (194)] Bu Nûh’un ilk rasûl oluşu hakkında sarîh bir delîldir.

Fetâvâ fi’l-Akîde (1/416)

« Devamını okuyun...

Ümmetin Resulullah’a (saa) Karşı Görevleri

21Bismillahirrahmanirrahim
Bu yıl ki Muharrem’imiz geçen yıllardan daha farklı. Zira bu yıl hüznümüz bir kat daha artmıştır. Evet, bu yıl İslam’ın yeminli düşmanları ve zamanın Ebu Cehilleri, Ebu Lehepleri ve Yezitleri, küstahlıklarını, İslam ümmetinin en büyük değeri olan Yüce Peygamberimize, Efendimize, rehber ve önderimize dil uzatıp hakaret etme alçaklığına kadar ileriye götürmüş ve ümmetimizin bağrına kan doldurmuşlardır. Evet, bu yıl, Hüseyin âşıkları, Aşura faciasını ve Kerbela Şehitleri anmak isterken, asrın Yezitlerinin en büyük değerlerine saldırıp alçakça hakaret etmesiyle yıkılmışlardır. Bu yüzden bu yılki sohbetlerimiz de Resulullah mihverli, ama aynı zamanda Hz. Hüseyin’le ilintili olacaktır.
Ve maalesef, bakıldığında tarih boyunca bu zalimlerin hepsinin bahanesi aynı, sadece kılıf değişmiştir, o kadar.

« Devamını okuyun...

Hazreti Peygamber’in boş zamanı yoktu

Hazreti Peygamber’in boş zamanı yoktu

 

Allah’ın Resülü vaktinin bir kısmında ibadet eder bir kısmında ailesi ile ilgilenir diğer kısmında ise insanların sorunlarıyla hemhal olur tebliğ vazifesini yerine getirirdi.

  • Hazreti Peygamber'in boş zamanı yoktu -

Prensip olarak yatsı namazından sonra uyur ve dinlenirdi. Efendimiz insanlarla konuşurken yüzlerine bakar, onları dinler anlamaya çalışır ve dinin tebliğini yapardı. İlim talebelerine değer verirdi.

Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Kişi kıyamet günü beş şeyden hesap vermedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz:

1. Ömrünü ne yaparak tükettiğinden,

2. Gençliğini ne işte harcadığından,

3. Malını nereden kazandığından,

4. Malını nereye ve nasıl harcadığından,

5. Öğrendiğini ne derece hayatında uyguladığından.” (Tirmizi) Bu sayılanları biraz düşündüğümüz takdirde hepsinin zamanla bağlantılı olduğunu görüyoruz.

HAZRETİ PEYGAMBER İNSANA DEĞER VERİRDİ

Hazreti Peygamber, konuşurken muhatabını ciddiye alır ve konuşması bitmeden yüzünü çevirmezdi. İnsanlarla karşılaştığında selam verir, hal hatır sorar bir ihtiyaçları varsa gidermeye çalışırdı.

Enes b. Mâlik Peygamberimiz’in bu özelliğini şöyle ifade eder: “Hz. Peygamber biriyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca o zat yüzünü çevirmedikçe o kimseden yüzünü çevirmezdi. Biri ile karşılaşıp da elini tutunca, adam elini bırakmadıkça, elini çekmezdi. Ashabı ile otururken ayaklarını asla uzatmazdı.”

Allahın Resülü, insanları hayra ve iyiliğe teşvik eder, sorunları ile ilgilenir ve sahabeyi maddi ve manevi yardımlaşmaları hususunda teşvik ederdi. Kendisinden bir şey istendiğinde, tedarik etmeye çalışır ve ihtiyaç sahibini geri çevirmezdi.

“Kim bir müslümanın dünyadaki sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalmış birine kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın kusurunu gizlerse, Allah da onun dünya ve ahiretteki kusurlarını örter. Kul, din kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah da ona yardımcı olmaya devam eder.”

HAZRETİ PEYGAMBER TEVAZU SAHİBİ İDİ

Allah’ın Resülü insanlar arasında statü ayrımı yapmazdı. Müslümanlar arasında yoksul olanları fazlaydı. Efendimiz fakirlere yardımcı olmaları ve gözetmeleri konusunda sahabesine tavsiye de bulunurdu.

Hazreti peygamber insanlarla konuşurken nazik ve anlayışlı davranır muhatabını anlamaya çalışırdı. İnsanlarla tartışmaz kötü söz söylemez, ayıplamazdı.

Hz. Âişe diyor ki: Bir gün Allah Rasûlü odama girdi, kıbleye döndü ve ellerini açarak şöyle dua etti: “Allahım! Ben bir beşerim, şayet kullarından birini üzüp incitmişsem, beni bu yüzden cezalandırma.”

Rasûlüllah (sas) ayrıca, bir müslümanı inciten/eziyet eden kimsenin kendisine eziyet etmiş olacağını, kendisine eziyet edenin de Allah’a eziyet etmiş olacağını belirterek, Müslümanları incitmeme konusunda uyarmıştır.

Peygamberimiz hasta ziyaretine önem verirdi. Sahabeden kimseyi ayırt etmeksizin herkesle ilgilenir hastaları ziyaret eder, gönüllerini alırdı. Hediyeleşmenin önemine vurgu yapardı. O “Hediyeleşin zira hediye kalpdeki kin ve nefreti yok eder” buyurmuştur. Hazreti peygamber verilen hediyenin küçük görülmemesini ve kabul edilmesini tavsiye ederdi.

EDEP İNSANIN SÜSÜDÜR

Oğlu Lokmana sorar,

En iyi haslet hangisidir?

Dindar olmak

Peki babacığım bu haslet iki olursa

Dindarlık ve mal sahibi olmak

Üç olursa

Dindarlık ve mal ve haya

Dört olursu dindarlık mal haya ve güzel ahlak der

Beş olursa, dindarlık mal haya güzel ahlak ve cömertliktir.

Alı olursa

Oğlum bu beş haslet kimde olursa o kimse takva ehli temiz bir kimsedir. Allahü Tealanın dostudur şeytandan uzaktır.

HAZRETİ ALİ’DEN TAVSİYELER

Fazîlet, en iyi maldır. Cömertlik, en güzel mücevherdir.

Akıl, en güzel zînettir. İlim, en şerefli meziyettir.

Adâlet, halkın dirliği ve düzeni, idârecilerin süsü ve güzelliğidir.

Akıllı kimse; dilini kötü söz ve gıybetten koruyan, mü’min; kalbini şek ve şüpheden temizleyendir.

İyilikle emretmek, insanların en fazîletli amelleridir.

İffet; nefsin koruyucusu ve kinlerden paklayıcıdır.

Sabır iki kısımdır; belâya sabır iyi ve güzeldir. Bundan daha güzeli, harâmlara karşı sabırdır.

Harâmlardan çekinmek, akıllıların şânı, şereflilerin tabiatındandır.

Allah korkusundan dolayı göz yaşı dökmek, kalbi nûrlandırır. Tekrar günâh işlemekten insanı korur.

Yaptığı günâh bir işle öğünmek, o günâhı yapmaktan daha kötüdür.

 

alıntı: Milli Gazete

« Devamını okuyun...

peygamberler,Yusuf Aleyhisselam

  • Tarih : 10 Ağustos 2012
  • Kategori : Peygamberler
  • Yorum Yok

Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yakub aleyhisselamın oğludur. Annesinin ismi Râhil’dir. İsrailoğullarından (Yakub aleyhisselamın neslinden) gönderilen ilk peygamberdir.

Küçük yaştayken annesi vefat eden Yusuf aleyhisselamı ve küçük kardeşi Bünyâmin’i babaları olan Yakub aleyhisselam şefkâtle bakıp büyütüyordu. Çünkü onlar anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Annesinin vefatından sonra Yusuf aleyhisselam halasının yanında kaldı. Halasının vefatından sonra tekrar babasının yanına döndü. Yakub aleyhisselamın diğer hanımlarından olan Rabil, Şem’un, Lâvî, Yehûda, İsâhar, Zablun, Dân, Neftâli, Câd ve Âşir adlı oğulları Yusuf ve kardeşi Bünyamin’i babalarının daha çok sevmesini kıskanıyorlardı.

« Devamını okuyun...

İbrahim Aleyhisselam

  • Tarih : 10 Ağustos 2012
  • Kategori : Peygamberler
  • Yorum Yok

Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden, ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup, Keldânî kavmine gönderilmiştir. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdür. Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduğu için Halîlullah veya Halîlürrahmân olarak bilinir. Babası mümin olan Târûh olup, annesi Emile’dir. İbrahim aleyhisselam, Peygamber efendimizin dedelerindendir. Çünkü, ilk oğlu İsmail aleyhisselam Arapların, ikinci oğlu İshak aleyhisselam da İsrailoğullarının ceddi yâni dedesidir. Keldânî memleketi olan Bâbil’in doğu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu. Yüz yetmiş beş yaşındayken Kudüs’te vefat etti.

« Devamını okuyun...

Hz. Havva’nın yaratılışı,Dini Sohbet

Hz. Havva’nın yaratılışı

Hazret-i Havva, Hazret-i Âdem’in ege kemiğinden yaratılmıştır deniyor. Kitaplarda pek ayrıntılı anlatılmamış. Bilgilendirir misiniz?”

Cenâb-ı Allah Hazret-i Âdem’i (as) nasıl kendi kudret eliyle topraktan1 yaratmışsa, Hazret-i Havva’yı da kudret eliyle yine aynı özden yaratmıştır. Yani kadın ve erkek aynı özden yaratılmışlardır. Nitekim “Nasıl Allah’ı inkâr edersiniz ki, siz bir takım cansız maddelerden ibaret iken O sizi yaratıp hayata kavuşturdu. Sonra O sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir. Sonunda O’na döndürüleceksiniz”2 âyetinde geçen “Siz bir takım cansız maddelerden ibâret iken” ibâresinin tefsîrinde Bedîüzzaman Hazretleri, insanın cesedini teşkil eden zerrelerin, âlemin zerreleri içinde cansız, hayatsız, donuk ve dağınık bir vaziyette iken, özel bir kânunla, hususî bir nizam ve ölçü ile intizam altına alınarak baba sulbüne gönderildiğini; burada sessiz, sâkin, durgun ve gizli bir vaziyette iken birdenbire belirli bir düstur ile, bölük bölük, günlük bir kânûna tâbi olarak hususî bir kast ve hikmet içinde ana rahmine geçtiğini kaydeder.3

Bedîüzzaman’a göre, zerreler âlemindeki zerreler baba sulbüne intikal edince başka sûretlere girerler ve nutfe olurlar, ana rahmine girince de daha başka sûretlere dö-nerler. Burada embriyo hücresi olurlar, alaka olurlar ve mudga olurlar. Nihayet sonra da insan sûretini giyerek ortaya çıkarlar. Bu kadar acaib değişimler içinde zerreler öyle muntazam kânunlarla hareket ederler ki, sanki her bir zerre, zerreler âleminde iken vazifelendirilmiş ve meselâ Abdülmecid’in gözünde yer alıp vazife görmek üzere yola çıkarılmıştır. Bu hali gören her bir akıl tereddütsüzce hükmeder ki, o zerreler, özel bir kast ile, eşsiz bir hikmet altında gönderilmektedirler.4

Anlaşılıyor ki erkek nasıl doğrudan kudret eliyle müstakil yaratılmışsa, kadın da bizzat kudret eliyle müstakil yaratılmıştır.

Kadının Hazret-i Âdem’in (as) ege kemiğinden yaratıldığı ile ilgili rivayetlere gelince… Böyle rivayetler vardır. Peygamber Efendimiz (asm): “Ey mü’minler! Kadınlar hakkında birbirinize hayır ve iyilik tavsiye ediniz! Çünkü kadın kısmı bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı üst kısmıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan, onu kırarsın. Kendi hâline bırakırsan eğri olmakta devam eder. Binaenaleyh sizler, kadınlar hakkında birbirinize iyilik tavsiye ediniz” buyurduğu rivayet edilmiştir.5

Şu âyetler bu hadisi destekler mahiyettedir: “Ey İnsanlar! Sizi tek bir insandan yaratan Rabb’inizden korkun ki, ondan da eşini yarattı.”6 “Sizi tek bir insandan yaratan, ondan da seveceği eşini yaratan O’dur.”7 “O sizi tek bir insandan yarattı, sonra ondan da eşini yarattı.”8

Fakat bu âyetlerde geçen “ondan eşini yarattı” ibarelerini “eşini kendi cinsinden yarattı” mânâsında yorumlayan ve yukarıdaki hadisi de yine Peygamber Efendimizin (asm): “Şüphesiz kadın kaburga kemiği gibidir. Onu zorla doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Eğer mutlu bir hayat yaşamak istersen, eğriliği ile birlikte onu seversin”9 hadisi ile yorumlayarak anlatılmak istenen şeyin kadının kaburga kemiğinden yaratılması değil, kadının kaburga kemiği gibi ince ve nazik yaratılışlı olması olduğunu ve burada kaburga kemiğinin mecazî olarak kullanıldığını ileri süren yorumcular da vardır.

Biz yorumlar arasında bir tercih yapmak durumunda değiliz. Allah kadını dilerse topraktan yaratır, dilerse erkeğin ege kemiğinden yaratır. Allah dilediğini yapmaya kadirdir. Bizce buna inanmak yeterlidir. Kadının ne doğrudan topraktan yaratılması ona ilâve bir değer katar, ne de erkeğin kaburga kemiğinden yaratılması onun değerini düşürür. Her iki ihtimalde de Allah’ın kudreti, ilmi, iradesi, hikmeti söz konusu değil mi? Allah dilediğini dilediği gibi yaratmaya kadir değil mi?

Allah, yüce âyetlerinde neyi murad etmişse, Peygamber Efendimiz (asm) yüksek hadislerinde neyi anlatmak istemişse hepsi haktır ve gerçektir. Nihayet esas olan şudur: “Allah’ın âyetlerindendir ki, size hemcinslerinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza sevgi ve merhamet vermiştir.”1

Dipnotlar:

1- Bakınız: En’am Sûresi: 2; Mü’minûn Sûresi: 13; Secde Sûresi: 7; Sad Sûresi: 71; Hicr Suresi: 26,
2- Bakara Sûresi: 28,
3- İşârâtü’l-İ’câz, Y. A. Neşr. İstanbul, 1994, s. 227,
4- İşârâtü’l-İ’câz, Y. A. Neşr. İstanbul, 1994, s. 228,
5- Müslim, Radâ, 60; Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; İbn-i Mâce, Tahâret, 77; Dârimî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel, 5/8,
6- Nisâ Sûresi: 1,
7- A’râf Sûresi: 189,
8- Zümer Sûresi: 6,
9- Müslim, Radâ, 18; Buhârî, 6/145 ,
10- Rûm Sûresi: 21

dini sohbet, dini chat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri.

« Devamını okuyun...

Hz. Ademin Meleklere üstünlüğü,Dini Sohbet

Hz. Ademin Meleklere üstünlüğü

Allah Teâlâ Hazret-i Âdem’e (as) eşyanın isimlerini öğrettiği için meleklere üstün gelmiştir. Bu, Hazret-i Âdem’in (as) meleklere üstünlüğüne mi delâlet eder? Meleklere bildirilseydi onlar da bilirlerdi” şeklinde bir soruya muhatap oldum. Açıklama yapar mısınız?

Akıl, fikir, şuur, irade ve nefis sahibi cismani bir varlık olan insan kâinâtın bir meyvesi olarak yaratılmıştır. Yalnız aklî melekeleri yönüyle meleklere; hem aklî, hem celâlî, hem şehvanî duyguları cihetiyle cinlere benzer; bu özelliklerle birlikte, cismaniyete sahip oluşu bakımındansa insan eşsizdir.

İnsan, toprağın kaynağı olan yer kürenin bir küçük numunesi gibidir. Topraktan yaratılmıştır; meleklerden daha zengin aklî melekelerle, cinlerden daha etkin şehvanî ve celâlî duygularla donatılmıştır.3 Varlığının dörtte üçü sudur. Altından magnezyuma, çinkodan fosfora, kalsiyumdan demire, havadan ışığa bütün kıymetli cevherler insanın yaratılış hamurunda kullanılmış; ruhu ruhlar âleminden, hayali mîsal âleminden, hafızası levh-i mahfuzdan alınmıştır.4 İnsan; aklî melekeleri ilimle doldurulduğunda meleklerden daha üstün olabilir; nefsanî duyguları galip olduğunda ise cinlerden daha tehlikeli hale gelebilir, daha şiddetli fitne çıkarabilir, daha acımasız kan dökebilir bir niteliğe sahiptir.

Meleklerin ilim alma kapasiteleri sınırlı iken, insana sınır konmamıştır. Keza nefsanî duygularında da had ve hudut çizilmiş değildir.
Hz. Âdem (as) yaratıldıktan sonra, bizzat Allah Teâlâ tarafından ilim tahsiline alındı. Ona Allah’ın sıfat ve isimleri, bu isimlerin varlıklar üzerindeki tecellileri ve varlıkların mahiyet ve özellikleri bildirildi, âlemlerin gizli sırları kavratıldı, eşyanın isimleri öğretildi. Bu hususa, “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti”5 âyeti işâret ediyor.
Nihâyet Kur’ân, melekler için Hazret-i Âdem’e (as) secde emri verilmesi ve bütün meleklerin secde etmesini bildirmesiyle, Hazret-i Âdem’in (as) Allah’ın kudretiyle üstün yaratılışının meleklerce de tasdik edildiğini haber vermiştir.6

Âlemin düzeninde Allah’ın ilmi, irâdesi, dilemesi, kudreti ve hâkimiyeti esastır. Biliyoruz ki, Allah bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece “Ol!” der; ve o hemen oluverir.7 İnsanın üstün olmasını dileyen, Allah’ın irâdesidir. Hazret-i Âdem’e (as) isimlerin ve ilimlerin öğretilmesi de bunun göstergesi olmuştur. Elbette Cenâb-ı Allah dileseydi Hazret-i Âdem’e (as) öğrettiklerinin aynısını meleklere de öğretirdi. Nitekim, istidatları ve fıtratları ile doğru orantılı olmak üzere meleklere de ilim öğretilmiştir.
Ancak bu bir yaratılış meselesidir. Burada bir üstünlük tercihi varsa, bu tercih bizzat Yaratıcı olan Allah’a aittir. İrâde doğrudan Cenab-ı Allah’ındır. Bize, aklen de olsa bu irâdeye teslim olmak, sorgulamaktan daha çok yakışır.

Dipnot:
1-Bakara Sûresi, 2/30;
2-Hucurât Sûresi, 49/13;
3-İşârâtü’l-İ’câz, s.248;
4-Lem’alar, s.139;
5-Bakara Sûresi, 2/31;
6-Bakınız: Bakara Sûresi, 2/34; A’râf Sûresi, 7/11;Tâ-Hâ Sûresi, 20/116; Kehf Sûresi, 18/50; İsrâ Sûresi, 17/61; Sâd Sûresi, 38/72;
7-Yâsîn Sûresi, 36/82.

dini sohbet,islami sohbet,dini chat,nur sohbet,dini forum,islami forum

« Devamını okuyun...

Peygamberler neden hep Araplardan gelmiştir,Dini Sohbet

Peygamberler neden hep Araplardan gelmiştir

Peygamberler neden hep Araplardan gelmiştir? Neden Türklerden Peygamber gelmemiştir?”

Peygamberlerin hepsi Araplardan gelmemiştir. Her kavme kendi kavimleri içinden Peygamberler gelmiştir. Nitekim Cenâb-ı Allah, peygamber gönderilmeden hiçbir kavme azap etmeyeceğini bildirmiştir.1

Türklerden, görünen tarihte bir peygamber geldiği bilinmiyor. Fakat bu Türklerin içinden peygamber gelmediği mânâsını taşımaz. İslâmiyet’le karşılaştıklarında gök tanrı inancı, ruhun yaşadığı inancı, kurban kesme, temizlik, yardım severlik, iyilikseverlik, misafirperverlik gibi inanç ve davranışlar sergileyen ve olumlu bir kültür zeminine sahip oldukları bilinen Türklerin uzak geçmişte bir nebînin tebliği ile aydınlanmadığı iddia edilemez. Bilinmeyen ve bildirilmeyen çok peygamber beşer tarihinde gelip geçmiştir.

Asıl olan Allah’a iman etmek, Allah’ın tebliğine karşı duyarlı olmak ve Allah’ın takdirine râzı olmaktır.

Dipnotlar:
Â
1- İsrâ Sûresi: 15

dini sohbet,islami sohbet,dini chat,nur sohbet,dini forum,islami forum

« Devamını okuyun...

Ateşin yakmaz hali,Dini Sohbet

Ateşin yakmaz hali

Ateş yakıcı değil midir? Hazret-i İbrahim’in (as) ateşte yanmaması gerçek midir? Yoksa mecâzî midir?”

Kur’ân-ı Kerim gerçekleri bildirir. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın Nemrut ve adamları tarafından ateşe atılması ve Allah’ın ateşe olan emri Kur’ân-ı Hâkim’in bildirdiği haberlerdendir. Nemrut düşmanlık yapmış; Cenâb-ı Hak da “Halil”ini korumuştur.

Hazret-i İbrahim (as), Nemrut ve adamları karşısında dimdik bir duruş sergilemişti. Onlara, yapa yalnız olmasına rağmen, inandığı doğruları apaçık, dosdoğru, eğip bükmeden, kırılıp dökülmeden söyledi. Ama onlar yola gelecek cinsten değillerdi. Gözlerini zulüm ve ölüm bürümüştü. Hazret-i İbrahim’e (as) tahammülleri kalmamıştı. Vücudunu ateşte yakarak ortadan kaldırmaya karar verdiler. Büyük bir hazırlığa giriştiler. Bir ay boyunca odun topladılar, dağ gibi yığdılar. Ateşi gören hâkim bir noktaya da mancınık kurdular.

Bu esnada melekler, “Ya Rabbi, Senin dostun ateşe atılıyor! Bize izin ver yardım edelim!” diye yalvarıyorlardı. Hazret-i İbrahim (as) ise, yalnızca Allah’a güveniyor, “Hasbünallâhi ve ni’me’l-vekil” (Bize Allah yeter! O ne güzel vekil’dir!) diyordu.

Ateşler yakıldı ve Hazret-i İbrahim (as) ateşe bırakılıverdi.

Oysa ateş, Allah’ın, “Ey ateş! İbrahim üzerine soğuk ve selâmetli ol!”1 emrine muhatap olmuş; sinesini bir ana kucağı gibi açmış ve Hazret-i İbrahim’in (as) kucağına inişini bekliyordu. Hazret-i İbrahim (as) ateşin kucağına indiğinde ise ateş artık serin ve selâmetli bir hal almış bulunuyordu. Ateş Hazret-i İbrahim’i yakmadı.

Ateş, duyarlıydı; Allah’ın emrini kaşla göz arasında derhal algılamış ve boyun eğmişti. Ateş Allah’a itaatkârdı. Ateş, bu, tabiatına aykırı fiiliyle, emirle hareket ettiğini bütün dünyaya göstermişti. Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri, ateşin bu halini üç latif işaretle tefsir eder:

Birincisi: Tabiata bağlı diğer maddeler ve sebepler gibi, ateş de kendi keyfiyle değil; emir altında hareket ediyor ki, ona “Yakma!” diye emrediliyor, o da yakmıyor. Emre boyun eğiyor.

İkincisi: Ateşin bir derecesi var ki, “bürudetiyle”, yani “soğukluğuyla” yakıyor. Cenâb-ı Hak sıcaklığı ile yakan ateşe “kûnî berden”, yani “soğuk ol!” diye emrediyor. Fakat hemen ardından, soğukluğu ile yakan ateşe de “selâmen” diye emrediyor ki, soğukluk da yakıcı bir tesir göstermesin ve ateş hem sıcak özelliğinden, hem soğuk niteliğinden arınsın ve “selâmetli” olsun. Öyle ki tefsirlere göre, “selâmen” emri olmasaydı ateş soğukluğu ile yakacaktı.

Ateşin “soğukluk” mertebesi hem ateştir, hem “berddir”, yani soğuktur. Ateşin “nâr-ı beyzâ” (beyaz ateş) denilen bu derecesi, sıcaklığı etrafına yaymıyor; etrafındaki sıcaklığı kendisine çekiyor, yani sıcaklığı emiyor. Meselâ, suyu donduran şey, işte böyle soğuk ateştir; suyu soğukluğu ile yakıp donduruyor. Yine meselâ kıştaki “zemherîr” , soğukluğu ile yakan bir ateş nevidir. Ateşin bütün derecelerine sahip olan Cehennem içinde de, “zemherîr” derecesi vardır.

Üçüncüsü: Nasıl ki Cehennem ateşine karşı “eman” ve kurtuluş verecek “îmân” gibi bir mânevî madde ve “İslâmiyet” gibi bir zırh var ise, dünyevî ateşten de kurtaracak bir maddî madde vardır. Çünkü Cenâb-ı Hak Hakîm’dir, bu dünya ise hikmet yurdudur. Nitekim ateşin, Hazret-i İbrahim’in (as) ne cismini, ne gömleğini yakmayışı, bize bir kapı açıyor. Bu haberin işâretiyle bu âyet insanlara mânen diyor ki: “Ey İbrâhim Milleti! Siz de İbrahim gibi olunuz. Tâ ki, gömlekleriniz ateşe karşı hem dünyada, hem âhirette bir zırh olsun. Ruhunuzdaki iman, Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi; dünya ateşine karşı da zırh olabilecek bir madde yeraltında vardır. Cenâb-ı Hak sizin için hazırlamıştır. Arayınız, çıkarınız ve giyiniz.”

İşte, insanlığın şu son asırda keşfettiği ateşe dayanıklı “amyant gömlekler” bu âyetin işaretinden bir sır taşıyor. İnsanlık, Kur’ân’ın işaret ettiği gibi, ateşe dayanıklı gömleği dünyada bulmuş ve giymiştir. İnsanlığın dünyevî basiretini kucaklayan Kur’ân istiyor ki, insanoğlu aynı basiretle Cehennem ateşine dayanıklı olan “iman elbisesini” de elde etsin ve kendisini âhiret ateşinden de uzak tutsun.2

Bedîüzzaman Hazretleri, yazın şiddetli sıcağında nazik bitki yapraklarının havada aylarca esenlik içinde kalmasını ve yanmaktan korunmasını da bu âyetle irtibatlandırır. Nazlı ve ince yaprakların, ateş saçan hararete ve kavurucu sıcaklara karşı, İbrahim Aleyhisselâm’ın birer azası gibi “Yâ nâru kûnî berden ve selâmâ” yani (Ey Ateş, serin ve selâmetli ol!) âyetini okuduklarını, bu İlâhî emrin tasarrufuyla güneşin yakıcı hararetinden korunduklarını beyan eder.3

Dipnotlar:
1- Enbiyâ Sûresi, 21/69
2- Sözler, s.237
3- Sözler, s. 13

dini sohbet,islami sohbet,dini chat,nur sohbet,dini forum,islami forum

« Devamını okuyun...

Sonraki Yazılar »