ALEYHİSSELÂM: Allahü teâlânın selâmı onun üzerine olsun mânâsına daha çok peygamberler ve dört büyük melek için kullanılan duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi. İki kişi için aleyhimesselâm, daha çok kişi için aleyhimüsselâm denir. Muhammed aleyhisselâm; “Ümmetimin iki kötü huya yakalanmalarından korkuyorum. Bunlar nefse uymak ve ölümü unutup, dünyâ arkasından koşmaktır” buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Seâdet sâhibi o kimsedir ki, Azrâil aleyhisselâm gelip ona; “Korkma, Erhamürrâhimîne (Allahü teâlâya) gidiyorsun. Asıl vatanına kavuşuyorsun. Büyük devlete erişiyorsun” der. Böyle kimseye bundan daha şerefli sevinçli ve mutlu bir gün yoktur. (Abdülhakîm Arvâsî)

ALEYHİSSALÂTÜ VES-SELÂM: Peygamberler bilhassa Peygamber efendimizin ism-i şerîfi söylenince, yazılınca ve işitilince söylenen ve yazılan salât ve selâm (hayr duâlar) onun üzerine olsun mânâsına duâ ve tâzim (saygı) ifâdesi. İki kişi için aleyhimesselâm daha fazla için aleyh imüssalâtü ves selâm denir. Peygamber efendimiz aleyhissalâtü ves-selâm buyurdu ki: “Cehennem’e girmesi haram olan ve Cehennem’in de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse, insanlara kolaylık, yumuşaklık gösteren mü’mindir.” (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

ÂL-İ İMRÂN: İmrân âilesi. Süleymân aleyhisselâmın evlâdından İmrân bin Mâsân’ın kendisi veya onun kızı hazret-i Meryem ile oğlu hazret-i Îsâ. Âl-i İmrân’ın, Yâkûb aleyhisselâmın evlâdından İmrân binYeshâr’ın kendisi veya oğulları Mûsâ ile Hârûn aleyhisselâmın ol duğu da bildirilmiştir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Gerçekten Allahü teâlâ, Âdem’i, Nûh’u, Âl-i İbrâhim’i, Âl-i İmrân’ı (peygamberlik, rûhî ve bedenî üstünlükler vermek sûretiyle kendi zamanlarındaki) âlemlerin üzerine mümtâz kıldı (seçti) . (Âl-i İmrân sûresi: 33)

Âl-i İmrân Sûresi: Kur’ân-ı kerîmin üçüncü sûresi. Âl-i İmrân sûresi, Medîne-i münevverede nâzil olmuştur (inmiştir). İki yüz âyet-i kerîmedir. Otuz üçüncü âyet-i kerîmede geçen Âl-i İmrân kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede, Allahü teâlânın birliği, yüce sıfatları bildirilmekte, bütün peygamberler in tasdîk edilmesi emredilmekte, onların hepsinin Allahü teâlânın kulları olduğu, bâzısını inkâr etmenin bâzısını ilah edinmenin yanlışlığı açıklanmakta, müslümanlara, Allahü teâlânın maddî ve mânevî ihsanları hatırlatılarak, bir hikmetten dolayı zaman zaman karşılaştıkları zahmetlere, musîbetlere sabretmeleri tavsiye edilmekte ve daha başka hususlar bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Kurtubî) Âl-i İmrân sûresinde meâlen buyruldu ki: Rabbinizden mağfiret istemeğe ve Cennet’e girmeğe koşunuz. Bunun için çalışınız. Cennet’in büyüklüğü gökler ve yer kadardır. Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar, az bulunsa da, mallarını Allah yolunda verirler. Öfkelerini belli etmezler. Herkesi af ederler. Allahü teâlâ, iyilik edenleri sever. (Âyet: 133-134) Kıyâmet gününde Kur’ân-ı kerîm ve onunla amel edenler getirilirler. Kur’ân-ı kerîmin önünde, (en uzun oldukları ve en çok hüküm kendilerinde olduğu için) Bekara ve Âl-i İmrân sûreleri bulunacaktır. Bu iki sûre sanki iki bulut yâhut aralarında bir nûr bulunan iki siyah gölgelik veya sâhiblerini müdâfaa eden (savunan) saf bağlamış uçan iki kuş topluluğu gibi olacaklardır. (Hadîs-i şerîf-Müslim)

ALÎM (El-Alîm): Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Devâmlı ve eksiksiz bilen. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: O, her şeyi alîmdir. (Hadîd sûresi: 5) El-Alîm ismi şerîfini söylemeye devâm edene mânevî sırlar açılır, hikmet ve mârifete kavuşur. (Yûsuf Nebhânî)

ÂLİM: Bilen, ilim sâhibi. 1. Her şeyi bilen mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından biri. Allahü teâlâ gizliyi de âşikar olanı da âlimdir. (Haşr sûresi: 22) 2. Zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur’ân-ı kerîmin ve yüzbinlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm’ın yirmi ana ilmi ve bunların kolları olan seksen ilminde mütehassıs (uzman), tasavvufun (evliyâlığın) en yüksek derecesi ne ulaşmış, yetişmiş ve yetiştirebilen müctehid. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Ümmetimin âlimlerine hürmet ediniz. Onlar yeryüzünün yıldızlarıdır. ( Hadîs- i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin yüzüne bakmak İbâdettir. (Hadîs-i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin uykusu, câhilin ibâdetinden hayırlıdır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-u ulûmiddîn) Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı (devlet başkanlarını) hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti (insanlığı) yıkılır. (Abdullah bin Mübârek) 3. Bir ilim dalında yetişmiş mütehassıs kimse (uzman). Allahü teâlâ birine iyilik vermek isterse onu fıkıh âlimi yapar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Fıkıh âlimleri kıymetlidir. Onlarla berâber bulunmak ibâdettir. (İbn-i Âbidîn) Âlimin kıymetini ancak âlim anlar. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) 4. Öğreten, öğretici. Ya âlim, ya talebe, yâhut bunları dinleyici ol. Bu üçten olmazsan helâk olursun. (Hadîs-i şerîf-Ahmed ibni Hanbel) Âlimin bir nazarı bulunmaz hazînedir Bir sohbeti yıllarca bitmez kütüphânedir. (Seâdet-i Ebediyye)

ALİYY (El-Aliyy): Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Yüce olan. Mahlûkâtın (yaratılmışların) akıl, ilim (bilgi) ve anlayışlarının erişemediği yücelikte olan. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: “O (Allah) Aliyy’dir. Hakîm (her işinde hikmet sâhibi) dir. (Şûrâ sûresi: 51) El-Aliyy ism-i şerîfini söyleyen, işlerinde muvaffak olup ilerler. (Yûsuf Nebhânî)

ALLAH (Celle Celâlühü): Esmâ-i hüsnâdan. Varlığı muhakkak lâzım olan, îmân ve ibâdet edilecek hakîkî mâbûd. Her şeyi yoktan var eden yüce yaratıcı. Allahü teâlâ zâtı ile vardır. Varlığı kendi kendiyledir. Şimdi var olduğu gibi, hep vardır ve hep var olacaktır. Varlığının önünde ve sonunda da yokluk olamaz. Çünkü onun varlığı lâzımdır. (Teftezânî) Allahü teâlâ madde değildir. Cisim değildir (element değildir. Karışım, bileşik değildir). Sayılı değildir. Ölçülmez. Hesab edilmez. O’nda değişiklik olmaz. Mekanlı değildir. Bir yerde değildir. Zamanlı değildir. Öncesi, sonrası, önü arkası, altı-üst ü, sağı-solu yoktur. İnsan düşüncesi, insan bilgisi, insan aklı, O’nun hiçbir şeyini anlıyamaz. (Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî) Bütün varlıkların her organının her hücresinin yaratıcısı, yoktan var edicisi yalnız Allahü teâlâdır. O, akla hayâle gelenlerin hepsinden uzaktır. Hiçbiri O değildir. Ancak Kur’ân-ı kerîmde, bizzat kendisinin açıkladığı sıfatlarını, isimlerini ezberl eyip, ulûhiyetini (ilâhlığını), büyüklüğünü bunlarla tasdik ve ikrâr etmeli, söylemelidir. Akıllı ve büluğ çağına ermiş erkek ve kadın her müslümanın, Allahü teâlânın Zâtî ve Subûtî sıfatlarını doğru olarak öğrenmesi ve inanması lâzımdır. Herkese ilk farz olan şey budur. Bilmemek özür olmaz, büyük günâhtır. (Kemahlı Feyzullah Efendi) Allahü teâlânın zıddı, tersi, benzeri, ortağı, yardımcısı, koruyucusu yoktur. Anası, babası, oğlu, kızı, eşi yoktur. Hıristiyanlar Allahü teâlâya baba demektedirler. Allahü teâlâya “baba”, “Allah baba” diyenin îmânı gider. Müslümanlıktan çıkar. (Kemahlı Feyzullah Efendi) Allahü teâlâyı İslâmiyetin bildirdiği isimler ile anmak söylemek lâzımdır. Allah adı yerine tanrı kelimesi kullanılamaz. Çünkü tanrı, ilâh, mâbûd demektir. (Başka dillerdeki Dieu, Gott ve God kelimeleri de ilâh, mâbûd mânâsına kullanılabilir.) Allah adı yerine kullanılamaz. (Seyyid Şerîf) Cumâ günü namazdan önce abdestli, elbisesi temiz ve kalbinden dünyâ düşüncelerini çıkarmış olarak iki yüz kerre “Yâ Allahü el-mahmûdü fî fiâlihi” derse, Allahü teâlâ onun hastalığına şifâ verir. (Yûsuf Nebhânî) Allah adın zikredelim evvelâ Vâcib oldur cümle işte her kula Allah adın her kim ol evvel ana Her işi âsân (kolay) eder Allah ana …….. Bir kez Allah dise aşk ile lisân Dökülür cümle günah misli hazan. (Süleymân Çelebi)

islami sohbet,islami chat,islami sohbetler,Dini Sohbet,Dini Chat

Nostalji Sohbet
Sponsor Reklam
Tevhid Takvim
Ekim 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031